DEVLET BAŞKANININ VASIFLARI - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

25-02-2022

DEVLET BAŞKANININ VASIFLARI

ثُمَّ يَنْبَغِي أَنْ يَكُونَ الْأِماَمُ ظاَهِراً  لاَ مُخْتَفِياً  وَلاَ مُنْتَظَراً  وَيَكُونُ مِنْ قُرَيْشٍ وَلاَ يَجُوزُ مِنْ غَيْرِهِمْ وَلاَ يَخْتَصُّ بَنِي هاَشِمٍ وَأَوْلاَدِ عَلِيٍّ رَضِيَ اللهُ تَعاَلَى عَنْهُ وَلاَ يُشْتَرَطُ فِي الْإِماَمِ أَنْ يَكُونَ مَعْصُوماً وَلاَ أَنْ يَكُونَ أَفْضَلَ مِنْ أَهْلِ زَماَنِهِ 

 يُشْتَرَطُ أَنْ يَكُونَ مِنْ أَهْلِ الْوِلاَيَةِ الْمُطْلَقَةِ الْكاَمِلَةِ  ساَئِساً قاَدِراً عَلَى تَنْفِيذِ الْأَحْكاَمِ وَحِفْظِ حُدُودِ داَرِ الْإِسْلاَمِ وَإِنْصاَفِ الْمَظْلُومِ عَنِ الظَّالِمِ  وَلاَ يَنْعَزِل الْإِماَمُ بِالْفِسْقِ  وَالْجَوْرِ

 

(ثُمَّ يَنْبَغِي أَنْ يَكُونَ الْأِماَمُ ظاَهِراً لاَ مُخْتَفِياً) Sonra imam’ın zahir olması layık ola, gizli kapalı olmaya. Devlet reisi, "Ben varım!" diyecek. Yoksa dipde-köşede gizlenen bir kimse imam olamaz. Türkiye’nin toprakları üzerinde yaşayan bazı kuruluşlar var. Kendilerine soruyorsunuz, "Sizin önderiniz, lideriniz kim?" Cevap olarak, "Söylenmez! Zamanı geldiği zaman söyleyeceğiz!" Böyle imam olmaz! İmam ortada olacak. (وَلاَ مُنْتَظَراً) İmam’ın muntazar olması da olmaz (gelmesi beklenmez)Şia mezhebinde olduğu gibi, "Sizin İmam’ınız nerede?" diye sorulduğunda "Bizim İmam’ımız gelecek!" diyorlar. "Nereden gelecek?" "Gizlendiği yerden!" "Ne zaman gelecek?" "İşte ortalık düzeldiği zaman!" Ortalık düzeldiği zaman gelmesine gerek yok, çünkü İmam kendisi düzeltecek. Hz. Ali’den sonra Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’den sonra gelen onların evlatları onikinci imamları Mehdi-yi Muntazar, bir rivâyete göre bir mağaraya giriyor ve bir daha geri dönmüyor. Şia inancına göre, "işte o gelecek!" diyorlar. Bu mağara Irak’tadır. Mağarayı düzeltmişler, süslemişler ki, imam gelecek diye ve halen de beklemektedirler. Onun için Şia inancına göre devletin başına bir başka birisi gelirse asıl imam değildir o. O sadece onun naibidir, vekilidir. Onun için devletin başına gelen Humeyni’ye unvan vermede zorlandılar ve çeşitli laflar ettiler. Başlangıçta Humeyni, "İmam, devletin reisi değildir. Devletin reisinin vekili, naibidir!" dedi. Başka bir zaman (kendi ağzından duymamakla beraber) İmam-ı Ümmet dediler, yani kendi inançlarına göre İran milletinin asıl imamı olamazken, bunu genişlettiler ve bütün bir ümmetin İmam’ı dediler, yazdılar, çizdiler (Bunu kendi ağzından duymadık!). Sonra ümmetin İmam’ı olma namzeti dediler. Biz oraya gidenlere, "İdarecileri sıkıştırın! Başta Humeyni’ye naib dediler, ümmetin imamı dediler, bu da dedikoduyu gerektirince Rehber-i Ümmet (ümmetin rehberi), sonra ümmetin imamı olmaya namzet dediler." Onlar nihâyet şöyle demekle yetinmişler: "Ümmetin imamı olma yolunda Humeyni bizim adayımızdır. Siz de adayınızı gösterin!" Ve haber böyle geldi. Humeyni’ye devlet reisi olma yolunda verilen isimler dörttür: Naib, ümmetin imamı, ümmetin rehberi, ümmete imam olma yolunda İranlılar’ın, Şia mezhebi mensublarının, gösterdiği aday. Bunların hepsi dikiş tutmadı. Şia mezhebine göre imam tayinle gelir. Onların inancına göre imam da tayin edilmiştir. Binaenaleyh bey’at kabul etmesine, bey’at edilmesine ihtiyaç yoktur. Onlara göre şeriat ve nassla da tayin edilmiştir. Allah’ın emriyle Hz. Peygamber, Hz. Ali’yi tayin etmiş. O da oğlu Hasan’ı, o da kardeşi Hüseyin’i, işte sırayla onikinci imama kadar geliyor. Bir önceki bir sonrakini tayin etmiştir. Binaenaleyh Şia mezhebinde bey’at bahis mevzuu değildir. Fakat Ehl-i Sünnet İmam, devletin başına intihabla, yani seçimle gelir. Bir kaç kişi İmam’ı seçer, ki bunların sayılarında da ihtilaf vardır; Bir kişinin seçmesiyle de olur, ki Hz. Ömer’in Hz. Ebu Bekir’i Halife göstermesi gibi; iki de olur, üç de olur, beş de olur, yani seçenlerin sayısında ihtilaf vardır. Bunlara ehl-i hall vel akd ismi verilir ve kitaplara göre sayılarında ihtilaf vardır. Onlar intihab ederler, yani seçerler; Halife onların seçmesiyle gelir, yerine oturur. Ve sonra umumî bey’at başlar. Bey’at iki kısımdır: a) Bey’at-i İn'ikad (Ehl-i hall vel akd’in bey’ati), b) Bey’at-i İtaat.(ümmetin bey’ati de itaat bey’atıdır, teslim bey’atıdır, itaat bey’atidir). Binaenaleyh bey’at mevzuu Ehl-i Sünnet’te vardır, Şia’da yoktur, bahis mevzuu değildir. "Biz İran’a, Humeyni’ye veya onun yerine gelenlere bey’at ettik!" demeleri yanlıştır, Şia mezhebine uymaz. Bey’at Ehl-i Sünnet’te vardır. Çünkü Ehl-i Sünnet’te devlet reisi seçimle gelir. Şia kültüründe bey’at yoktur. Onun için Humeyni hiç bir zaman, "Bana bey’at edin!" dememiştir. Ve Avrupa’ya gelen hocalarından da bizzat dinlemişizdir, "Kim Humeyni bey’at istiyor demişse yalan söylüyor!" diyorlar. Binaenaleyh, "Ben İran’daki devlet reisine bey’atlıyım!" diye söyleyeni görürseniz, "Sen işin ne olduğunu bilmiyorsun, ezbere konuşuyorsun. Şia mezhebinde bey’at yoktur!" deyin. Onlarda bekleme vardır, devlet reisi gelecek diye hâlâ bekliyorlar ve bu da anayasalarında da vardır. Anayasalarında, "Beklenen imam, Mehdi-yi Muntazar" dedikten sonra bir de dua ediyorlar ve, "Allah gelişini çabuklaştırsın!" diye bir cümle de koyuyorlar, "Gelinceye kadar her yönüyle imamlığa layık, ki Humeyni gibi birisi varsa, o vekil olarak getirilir. Eğer yoksa üç kişilik bir heyet başa getirilir. Ta ki beklenilen imam, Mehdi gelinceye kadar." Ömer Nesefî bu konuda, "İmam açık ola, gizli olmaya!" demektedir. Türkiye’deki bazı kuruluşların dedikleri gibi değil. Soruyorsunuz, "Sizin başınızda kim var?" "Söylenmez, gizlidir!" diyorlar. "Niye gizlidir?" diye sorunca, "Kellesinden korkuyor!" Kellesinden korkan bir adam imam olamaz. Öyle gruplar var ki, bu kimselerin arkasından gidiyorlar. Şia da olduğu gibi, gelmesi beklenen birisi de olmayacak.

(وَيَكُونُ مِنْ قُرَيْشٍ وَلاَ يَجُوزُ مِنْ غَيْرِهِمْ) İmam Kureyş soyundan olacak ve başkalarından olmaz. Bu mesele de ulema arasında ihtilaflıdır. Hz. Ebu Bekir’in rivâyet ettiği bir hadis-i şerif vardır: "İmamlar Kureyş’tendir!" Bu hadis sahih’tir ve ulema kabul ettiği için bir nevi tevatür hükmünde sahih, kesin hüküm ifade eden bir hadis-i şerif’tir. Fakat kitaplarda ileride göreceğimiz üzere çok ihtilaf vardır. Hatta Hz. Ömer’in bir sözü de var: "Falan zat sağ olsaydı, ölmemiş olsaydı, ben onu yerime aday gösterirdim!" dediği rivâyet edilmekte ve o dediği zat da Kureyş soyundan değil. Bu bize Kureyş’ten olmasının bir takım şartlara bağlı olduğunu gösteriyor. Eğer mümkünse, ehil varsa, eğer yoksa başkası da olabilir. Bunu şerhi okurken daha tafsilatlı bir şekilde göreceğiz.

(وَلاَ يَخْتَصُّ بَنِي هاَشِمٍ) İmam (devlet reisi) Haşimoğulları’na mahsus değildir. İlla da Haşimî soyundan olacak diye şart değildir. (وَأَوْلاَدِ عَلِيٍّ رَضِيَ اللهُ تَعاَلَى عَنْهُ) Hz. Ali’nin evlatlarından olması da şart değildir.

(وَلاَ يُشْتَرَطُ فِي الْإِماَمِ أَنْ يَكُونَ مَعْصُوماً) Mâsum (günahsız) olması da şart değildir. Peygamberler mâsumdurlar, melekler mâsumdurlar. Onlardan günah südûr etmez. Böylelerine mâsum denilir. İlla da İmam’ın mâsum olması şart değildir. Bu Şia mezhebinde böyledir. Şialar diyorlar ki, "İmam olan günahsız olacaktır!" Onun için mihraba geçen imam da mâsum (günahsız) olacak diyorlar, günahkâr bir insan namaz kıldıramaz. Yolunu şöyle bulmuşlar: Birisi geçiyor mihraba, oradan bir çocuk -çocuklar mâsum ya- oradan işaret ediyor, o da kıldırıyor.

(وَلاَ أَنْ يَكُونَ أَفْضَلَ مِنْ أَهْلِ زَماَنِهِ) Zamanının ehlinden en efdali olması da şart değildir. İki tane aday var: Birisi daha ileri, diğeri de bir derece geri. Gerektiği zaman bir derece geride olan da devlet reisi seçilebilir. Zamanının en efdali, en üstünü olması şart değildir. Ama sadece şartlara haiz olacak. Bir derece aşağı olan seçildiği taktirde de sahihtir. İlla birinci derece olan şart değildir.

(يُشْتَرَطُ أَنْ يَكُونَ مِنْ أَهْلِ الْوِلاَيَةِ الْمُطْلَقَةِ الْكاَمِلَةِ) Velâyet ehlinden olması şart kılınır, mutlak olarak, kâmil olarak. Velâyet demek, şer’an söz sahibi olacak demektir. Misal olarak, delide vilâyet var mı, başkasını idare etmeye yetkisi var mıdır? Yahut çocuğun velâyeti, başkalarını idare etme sözü şer’an yoktur. Kadının genelde velâyet hakkı yoktur, yani bir milleti idare etmede söz sahibi değildir. Yani velâyete tam olarak, eksiksiz, kusursuz sahip olacak.

(ساَئِساً) İmam siyasetçi olacak. Yani devleti idare etme siyasetine sahip olacak.

(قاَدِراً عَلَى تَنْفِيذِ الْأَحْكاَمِ) Hükümleri yerine getirmeye gücü yetecek. Birinin idamına mahkeme karar verdi mi, o kararı yerine getirme gücüne sahip olacak. Yani ordusu ve polisi olacak.

(وَحِفْظِ حُدُودِ داَرِ الْإِسْلاَمِ وَإِنْصاَفِ الْمَظْلُومِ عَنِ الظَّالِمِ) İslâm diyarının, topraklarının sınırlarını koruyacak ve mazlumun hakkını zalimden alabilecek, alma gücüne sahip olacak. Burada bizim insanımız, günümüzün mollaları takılıyorlar. İşin altından çıkamıyorlar ve bize, "Siz İmam değilsiniz, devlet reisi olamazsınız! Çünkü sizin ne toprağınız, ne askeriniz var!" diyorlar. Biz de diyoruz ki, Biz yeniden bir devlet ilan etmedik, devlet kurup ilanını yapmadık. Biz mevcut olan, var olan bir devleti, susturulan, dibe köşeye itilen bir devleti dünyanın gündemine getirdik. Var olan bir devleti duyurduk, biz yeniden bir devlet kurmadık. Var olan bir devleti işler hale, çalışır hale, sözü edilir hale getirdik. Binaenaleyh bizim toprağımız da var (Anadolu toprakları), asKerîmiz de var (bütün müslümanlar). Yani Hilâfet makamı duruyor, son Halife’yi sürdüler, gitti ve öldü. O makam boştur. Biz o makama gelmiş değiliz, Halife değiliz, onu iddia etmedik, ilan etmedik. Biz dedik ki, bu makama bütün müslümanların, ümmetin ulaşabilmesi için mahallî idareler, eyalet devletleri, Avrupa tabiriyle federe devletler kurulsun, bunların başındaki temsilciler bir araya gelsin ve asıl Halife’yi seçsinler. Bizim durumumuz budur! Ve buna gerçek manada cevap veren de yoktur. Biz "Hakkı Sahibine İade" risalesinde bütün bunları detaylarıyla, teferruatıyla yazmışızdır; sorulan suallere cevaplar da verilmiştir. 

(وَلاَ يَنْعَزِل الْإِماَمُ بِالْفِسْق وَالْجَوْرِ)  İmam fasıklık yapmakla ve zulüm yapmakla azlolmaz (azledilmez, alaşağı edilmez). İmam fasıklık ve zulüm yapmaya başladı, ama bunlar kendisini küfre götüren günahlar değil, bazı haksızlıklar yaptı. Fasık haramlardan birini veya birkaçını işleyene veya farzlardan birini veya birkaçını terk edene denilir. Eğer namaz kılmazsa, içki içerse fasık olur. Devlet reisinin küfrü ve kâfirliği sabit oldu mu, bütün bir milletin ayaklanması ve onu alaşağı etme farzdır. Ama fasık olursa iki görüş vardır: İmam’ı, fasık olan devlet reisini alaşağı ettiğiniz zaman, daha büyük fitneler çıkacaksa, telafisi ve tedavisi mümkün olmayan kargaşalıklar, karışıklıklar gelecekse, sabredilir, nasihat edilir. Eğer çıkmayacaksa o da alaşağı edilir. Fasıkı iyi bellemek gerekir: Haramlardan birini veya birkaçını işleyen ve farzlardan birini veya birkaçını terk eden kişiye fasık denilir. İnkâr ederek terk ederse kâfir olur.

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ​


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 178
Toplam 528326
En Çok 1316
Ortalama 348