DARVİN UNUTULMAKTADIR - MOLLA SADREDDİN YÜKSEL

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

30-10-2022

DARVİN UNUTULMAKTADIR[1]
Darvin Nazariyesinin İlmî Tenkitleri[2]
 

Şarl Darvin’in Hayatı

1809’da doğan ve 1882’de ölen Darvin araştırmacı bir İngiliz Yahudisidir. 

Darvin başta avcılığa merak sardı. Büyük fareler ile çeşitli böcekleri ve daha garip garip hayvanları topladı. Bu merakını o derece ileri götürdü ki babası bu durumdan tedirgin olup onu tıp fakültesine verdi. Orada başarı gösteremeyince babası bu sefer onu papazlar mektebine yolladı. Babası oradan mezun olan Darvin’i papaz yapmak istediyse de Darvin babasını ikna ederek yakında ilmî araştırmalara çıkacak bir gemiye katıldı. 

1831’de gemi beş sene süren bir dünya turuna çıktı. Meraklı Darvin, yolculukta Ekvator adalarından, Güney Kutbu ile Avustralya yörelerinden ve Doğu Asya kıtasının güneyinden Kaptan “Fitzroy’u çileden çıkarıp külliyetli miktarda kemik ve taşlar topladı.

Daha evvel Hikel ile Lamark’tan gelen eski tekâmül nazariyelerinin tesiri altında kalmış bulunan Darvin, memleketine dönünce topladığı kemik ve taşları tam 6 sene inceledi. Fakat kendi teorisini 16 sene kadar bir türlü cesaret edip de ilan edemedi. “Vlas” tekâmüle dair nazariyesini ileri sürünceye kadar bekledi. İşte ancak o vakit 1851’de Vlas’la birlikte kraliyet konseyine arz etti. Sonra bu husustaki görüşlerini 1871’de “Hayvanların Kökleri” adlı eserine yazdı. O, bu kitapta insanla maymunun müşterek bir kökten geldiğini iddia etmektedir. Vlas’la Darvin tarafından aynı tarihte ortaya atılan nazariyelerin farkı nedir? Vlas nazariyesi niçin silindi, Darvin’inki ise biyoloji alanında büyük bir fetih, büyük bir zafer imiş gibi kabul edildi? Ve niçin Darvin’e tabiat fatihi ve ikinci Mesih gözüyle bakıldı. Einstein ile Edison seviyesinde tutuldu? Bütün bunların sır ve hikmeti nedir?

El-Cevap: Çünkü Vlas kendi nazariyesi hakkında şunları söylemiştir: Canlıların bu derecede çoğalması, birinci olarak yaratıcı bir kudretin, ikinci olarak onları yöneten bir aklın ve üçüncü olarak da bir hayat gayesinin varlığına delalet etmektedir.

Vlas bunları söylerken Darvin, tam aksine gelişme ve tekâmülün dış bir kudretten değil canlı varlıkların bünyesinde mevcut bulunan faktörlerden ileri geldiğini iddia edip duruyordu. Hulâsa olarak Vlas dindar, Fransa’da kilise hâkimiyetine karşı yapılan büyük ihtilalin tesiri altında kalmış bulunan Darvin ise dinsizdi.

Böylece Darvin nazariyesi, ilmî ve dinî çevrelerde büyük yankılar meydana getirdi. Adı geçen çevreler iki gruba ayrıldılar: Destekleyenler ve reddedenler grubu. 

Bir dereceye kadar mutedil sayılabilen Darvin’den sonra taraftarları çok koyu bir taassup içine girerek nazariyeyi her şeyde tatbik etmeye kalkıştılar. O kadar ki birçok yerlerde gülünç durumlara düştüler.

Bilgin Hkesli de onun aşırı taraftarlarından birisidir. Bu bilgin, umuma açık tutulan ilmî bir kongrede “Oxford” piskoposuyla hararetli bir münakaşa yaparken piskopos: “Sayın Hkesli! Lütfen bize söyler misin? Maymun hangi taraftan ceddinizdir? Baban tarafından mı yoksa anan tarafından mı? diye onunla alay etti. Bunun üzerine “Hkesli”, nazariyeye dair uzun bir izahat verdi. Ve sözünü şu meşhur cümleyle bağladı: “Ben maymuna torun olmayı, senin gibi bir piskoposun torunu olmaya tercih ederim.” Bunun üzerine konferans salonu karıştı. Kaptan “Fitzroy” eline İncil alarak ayağa kalkıp Darvin’i ve onu gemiye kabul ettiği o kara günü lanetledi. 

Darvin’in Dayandığı Deliller:

1. Kazılar: Darvin, taşlaşmış tortuların üst tabakalarında şekil ve hacimleri değişik hayvanların ve alt tabakalarında ise ancak mikroskopla görülebilen tek hücreli canlıların iskeletlerini tespit etti. Bundan da: “Eskiden tüm hayvanlar tek hücreli idiler. Sonra çevre ile hayat mücadelesinin etkisi altında gelişti. Ve çok hücreli canlılar türedi” neticesini çıkardı. Darvin fosilleşmiş bazı kuşların gaga kısmında dişlere benzeyen bazı uzuvlara rastladı. Ve buna dayanarak “Kuşlar aslında bir çeşit sürüngen idi.” dedi.

2. Benzeşme: Darvin baktı ki canlılar, gerek gövde biçimi bakımından olsun ve gerekse organ, adale ve damarlar sistemi, hatta beyin terkibi bakımından olsun, birbirine benzemektedir. Buradan hareket ederek, “Bütün canlılar, birbirinden türemedir.” kanaatine vardı.

3. Yavrunun ana rahmindeki durumu: Darvin diyor ki yavru anasının rahminde iken muhtelif hayvanların şekline girer. Mesela: İlkin tek hücreli bir mikrop olarak teşekkül eder. Sonra solucan şeklini alır. Aradan bir müddet geçince tıpkı bir balık gibi olur. Ve daha sonra vücudu yumuşak tüylerle kaplı kuyruklu bir maymun yavrusunun biçimine girer.

4. Dumura uğramış azaların izleri: Darvin “Eski insanlardaki azaların izleri, zaman zaman bugünkü insanlarda zuhur eder. Mesela: Hindistan’da bir çocuk kuyruklu olarak doğmuştur. Bu insanın evvelce kuyruklu bir hayvan olduğunu ispatlar.

Ayrıca insandaki körbağırsak bugün için hiçbir şeye yaramıyor. O ancak sığır işkembesinin bir kalıntısıdır. İnsanın tırnakları da sığır tırnağından kalmadır.

Ve bazı kimselerin kulaklarını oynatabilmeleri, şüphesiz insanın eşek ve ona benzeyen bazı hayvanlardan geldiğini gösterir.” diye saçmalamaktadır. 

 

Darvin, tekâmül nazariyesini dört kurala dayandırıyor:

1. Tevarüs kuralı (Fer’in bazı şeylerde aslına benzemesi.),

2. Başkalık kuralı (Neslin bazı şeylerde aslına muhalif olarak ortaya çıkışı.),

3. Yaşamak için mücadele kuralı (Yiyecek maddeleri üzerinde güçlü ile zayıfın mücadelesi.),

4. Tabiatın en elverişli, en güçlü canlıları seçiş kuralı.

Yani demek istiyor ki, ilk canlı varlık pek basit idi. Sonra çoğalmaya başladı. Yavrular, bazı sıfatlarda asıllarına tam benzediler, bazı sıfatlarda da hiç benzemediler. Aradan senelerin geçmesiyle çeşitli canlılar türedi. Yaşamak için mücadele kuralı da hükmünü icra etmekten geri kalmadı. Güçlü yiyecek buldu. Güçsüz ise aç kaldı. Neticede tabiatın bir icabı olarak güçlü olan canlı yaşadı ve güçsüz yok oldu. 

Nihayet insan da dâhil olmak üzere birbirinden türemiş bunca çeşitli canlılar ortaya çıktı. Tekâmül nazariyesinin kısa bir özeti böyledir.

 

Darvin Nazariyesinin Birçok Cihetlerden Reddedilmesi

1. Delilin zayıflığı: Bir canlının tür değiştirmesi, ne genel hayatta görülmüştür ne de laboratuvarlarda. O hâlde bu teori, ilmî bir gerçek olamaz. Demek Darvin’in mesnetleri müşahedeye değil tam aksine hayalî ve farazî şeylere dayanır. Canlı çeşitlerinin birbirine benzemesi, illâki birbirinden türemesine mi delâlet eder?

Hayır. Asla! Niçin her çeşit canlı, müstakil bir çeşit olmasın?

Meselâ biz, tarihi bir sergide el arabasından tut, uçağa kadar tüm nakil vasıtalarını görsek; “Bu nakil vasıtaları tekerlerde ve madeni olmakta birbirine benzediği için sırasıyla birbirinden yapılmıştır.” diyebilir miyiz? Elbette ki diyemeyiz. Tabii ki nakil vasıtalarının çeşitlerinde bir tekâmül vardır… Fakat her çeşit, kendi başına müstakildir, önceki çeşitten yapılmamıştır. Meselemiz de tıpkı buna benzer.

2. Hayat muamması: En mütekâmil mahlûk olan insan, canlı bir maddeyi yapmaktan aciz ise ilk cansız madde nasıl bir canlıyı meydana getirebilir? Bu hâl, mantığa son derece ters düşmektedir.

3. Değişme nerededir? Mikroplar, süngerler ve solucanlar eskide ne iseler şimdi de odurlar. Darvin’in daim ettiği gibi eğer değişme bir düstur olsaydı bugünkü canlılar kendi biçimleri üzerinde kalmazlardı. Ayrıca dişi zürafanın boynu, erkek zürafanın boynundan kısadır. Niçin zürafaların dişileri yok olmuyor? Oysaki tabiatın en güçlüyü seçiş kaidesi bunu gerektirmekte idi. 

4. Darvin’in büyük çelişkisi: Darvin diyor ki, hayvanlarda yeni organ ve azaların peyda olması ihtiyacından ileri gelir. Biz de soruyoruz: Canlı, daha yeni çevreye girmeden önce, ne şekilde yeni azalara muhtaç olur? Girdikten sonra yeni azalar daha meydana gelmeden nasıl bu yeni çevrede yaşayabilir? Bir örnekle sualimizi aydınlatalım: Sürüngenler nasıl kuşa dönüşüyorlar? Oysaki boşluk çevresine girmeden önce sürüngenlerde kanat, yumuşak tüy ve yüzme keseleri zuhur etmez; zira daha bunlara ihtiyacı yoktur. Girdikten sonra da meydana gelmesi muhaldir, çünkü bunlar olmadan orada bir dakika bile yaşaması mümkün değildir. O hâlde canlıların değişmesi söz konusu olamaz. 

5. Gayritabiî ve nadir olan şeyleri delil sayması: Darvin, bir çocuğun kuyruklu olarak dünyaya gelmesini, insanoğlunun başka bir hayvandan türediğine delil saymaktadır. Oysaki çocuklar âleminde binlerce gayritabiî hâller vardır. Mesela tek elli doğmak, bir elde altı parmak bulunmak gibi… Neden Darvin, bütün bunları bir tarafa atıp sadece dört el ile kuyruğa yapışmıştır. Ve kuyruğu kendi davasına delil yapmak istemiştir?

Haddizatında bunun gibi gayritabiî olaylar, menide veyahut rahimde meydana gelen hastalıklardan ileri gelen bozukluklardır.

Ayrıca insan ile maymun arasındaki benzerlik, yüzde sekiz nispetindedir. Başkalık ise, yüzde doksan ikidir. O hâlde bu büyük nispet karşısında şu küçük nispetli, “Tekâmül nazariyesine dair ilmî bir delil” şeklinde göstermekte ne mana var?

 

Darvin Tenkit Tokmakları Altında

İnsanın aslı nerede?

Nazariye konusunda Darvin’in sıraladığı delillerin başında kazılar gelir. Oysa son derece zayıf bir delil olduğu meydandadır. Zira tekâmül teorisi doğru olsaydı aşağı bir taş tabakasında Darvin’in farazî olarak kabul ettiği ilk hayat hücrelerinden bir tanesine rastlanacaktı. Ne yazık ki rastlandığı da hiç vaki değildir.

Biz, bugün yeryüzünde mevcut olan canlıların iskeletlerine yerin eski aşağı tabakalarında bile rastlıyoruz. Bu müşahede, insanın müstakil bir varlık olarak eski devirlerde yaşadığını ispatlamaktadır

İsveçli Profesör Cohans Hurzler 10.3.1956 tarihinde neşrettiği bildiride şunları söylemektedir:

Bir kömür parçası keşfedildi ki içinde tarihi ve milyon seneyi bulan insana ait bir çene kemiği bulundu. İnsanla alakalı şu an en eski parça bugün BAL şehrinin müzesinde muhafaza edilmektedir…

Profesör, bildirinin son kısmında, “İnsanın maymun sülalesinden geldiğine dair tek bir delil mevcut değildir.” diye kesin hükmünü ilan eder.

Acaba onlar kalıntı mı?

Darvin’e göre insandaki kör bağırsak lüzumsuzdur, hiçbir faidesi yoktur. Ancak insanın sığır olduğu devirlerde sahibi bulunduğu işkembenin bir kalıntısıdır. Zamanla tamamen yok olup gidecektir. Darvin, birçok şeyleri de buna kıyaslamıştır. Hâlbuki müspet ilim, körbağırsağın hazmı kolaylaştırmak hususunda çok önemli faydalar sağladığını ispatlamıştır. Yani Darvin’in o devirlerde bilemediği faydalar… Binaenaleyh Darvin’in görüşü, bugün için gülünç bir nükte olmaktan öteye geçemez. Öyle ya nasıl ki memenin erkekte bulunuşu, erkeğin evvelce dişi olduğuna delalet etmiyorsa, öylece körbağırsağın varlığı da insanın evvelce sığır olduğuna delalet etmez.

Bir sual daha: Eğer dedikleri gibi erkeğin göğsündeki kıllar, miras olarak başka bir hayvandan kalma ise, o zaman niçin kadınların göğsünde olmuyor?

Darvinciler: El-cevap: Erkek ava çıkıyordu, kadın ise mağarada kalıyordu, ondan… diyecekler.

Bu sefer şöyle bir sual doğuyor: O hâlde, neden kıllar kadının başında ve kasıklarında peyda oldu?

Darvin’in bir temel iddiası da şöyledir: Hayata, çevreye en fazla uyabilen ve en güçlü olan kalır. Güçsüzü ise ölür, ortadan çekilir. Oysaki bu iddia da gayet karanlık ve ispatsızdır. Zira çoğu kez güçsüz canlılar, en güçlü canlılara üstün gelir. Mesela; mikrop ile akrebin, arslan ile insana üstün gelmeleri gibi…

Canlılar dünyasının harikaları bitmez, tükenmez. Mesela: Gündüzün gözleri görmediği için boyuna uyuyan ve dolaşmayan yarasa kuşu, en karanlık gecede ve en sık bir orman içinde hiçbir engele çarpmadan uçuşur. Çünkü yarasa karanlıkta ses titreşiminden daha süratli titreşimler çıkarır. Etrafa yayılan bu yüksek titreşimler, bir engelle karşılaşınca geriye dönerek yarasaya o cismin varlığını, durumunu ve özelliğini bildirir.

Demek ki yarasanın kanatları, adeta bir çeşit radar vazifesini görür. Şimdi bu özellik, yarasada nasıl gelişmiştir? Ve niçin o da diğer canlılar gibi gündüzün dolaşmaz, hareket etmez. Tabii ki materyalist Darvinciler, bu soruları cevaplandırmaktan acizdirler. 

Darvin, çevrenin değişmesiyle hayvan türü de değişir diyor. O diye dursun, biz ona şöyle bir sual tevcih edelim: Eğer bu iddia doğru ise, değişmemiş bir çevrede niçin çeşitli türler bulunur? Hâlbuki orada sadece tek bir türün bulunması gerekirdi. Çünkü çevre birdir. Mesela: Toprağı bir, aynı zamanda tek bir su ile sulandırılan bir orman içinde neden çeşitli bitkiler ve çeşitli yılanlar bulunur? Ekvatordan kutuplara kadar yeryüzünde ancak birkaç tane ayrı ayrı çevre vardır. Oysaki sadece sürüngen türleri, yediyüzbini bulmaktadır. Bu nasıl olur? Madem iddiaya göre hayvanların çeşitlenmeleri çevrelerin değişmesine bağlıdır. O takdirde hayvanların çeşitleri de çevrelerin sayısınca olmalı idi. Fazla olmamalı idi. Dahası var! Bir kısım canlılar vardır ki hiçbir değişime uğramadan iki ayrı çevrede yaşayabilir. Mesela Yayın Balığı; hayatının bir kısmı nehirlerde, bir kısmı da denizlerde geçer. Ve mesela yılan balığı. İşte bu balık da dünyanın muhtelif nehirlerinde yaşar, sonra her sene, Filipin’in güneyine düşen Hint Okyanusu’nun en derin bölgesine garip bir yolculuk yapar. Oraya varınca yumurtalarını bırakır ve ölür. Ondan sonradır ki, yavruları yumurtalardan çıkar. Durmadan bulundukları nehirlere dönerler. Annelerini bile görmemiş bu yavrulara o nehirlerin yolunu kim öğretmiştir? Ve çevre onları niçin değiştiremiyor? O hâlde canlıların değişmesinde yalnız çevrenin önemli bir rolü yoktur.

Darvin, kendi nazariyesini ispatlamaya çalışırken şunu da söylüyor: “Bir insan topluluğu yüzlerce sene kendi köpeklerinin kuyruklarını kesmeye devam ederse nihayet köpekleri kuyruksuz yavrular doğurmaya başlayacaktır.” Pekâlâ, bindörtyüz seneden beri Müslümanlar ve beşbin seneden beri Yahudiler kendi çocuklarını sünnet ettirdikleri hâlde acaba neden hiçbirinin çocuğu sünnetli olarak doğmuyor?

Son asırdaki tıbbın keşifleri, gerçekten Darvin nazariyesini iflas ettirmiştir, alt-üst etmiştir. Evet Darvin ve taraftarları o devirde tıbbın, ancak 20. asırda keşfedebildiği kromozomları bilmiyorlardı. Kromozom hem erkek tohumunda, hem de dişinin yumurtalıklarında mevcuttur. Onun görevi, her canlının ana-babasına benzerliğini sağlamak, onu ebeveynin sıfatlarına varis kılmak, hatta ecdadın sicil defterlerini tahrife uğratmadan muhafaza etmekten ibarettir. Çevre ve şartlar, ebeveyndeki sıfatların nesilde ortaya çıkmasına engel olamaz.

Kromozomlar o kadar ufaktırlar ki iki milyar insanın kromozomları iki santimetreküpü dolduramazlar. Bu gerçek müvacehesinde hayvan türünün değişmesi imkânsızdır. 

Bertrand, “İlmî Bakış” adlı eserinin 34. sahifesinde: Darvin, yanlış görüşteydi Mendel’in[3] keşfettiği kanunlar, onu temelden yıktı, diye yazmaktadır.

 

Sıçrama Nazariyesi

Nazariyenin sahibi Dufrı, yaptığı denemelerle yeni yeni bitkilerin süratle, tedricî tekâmül seyrini takip etmeden meydana gelmesini kanıtlamıştır. Yani, nazariyesi hiç belli ve maddî bir sebep yokken yeni bir çeşit varlığın süratle yaratıldığına delalet etmektedir. Misal olarak şunu söyleyebiliriz: Bir kurbağa su ile kara arasında süratli istihaleler geçirir. Hem suda hem karada yaşayabilecek kıvama gelinceye kadar. Hayatının başlangıcında birkaç ay adeta bir balık gibi yaşar. Solungaçlarla solunum alıp verir ve balık kanatlarıyla da yüzer. Sonra kendisinde ayak ve ciğerler teşekkül eder. Kuyruk ve solungaçlar ise kayıp olur gider.

Yunanlılar tarafından yazılmış ilmî eserlerin haberlerine bakılırsa binlerce seneden beri durum aynıdır. Hiç değişmemiştir. Hani nerede kaldı Darvin’in iddia ettiği tedrici tekâmül nazariyesi?

 

İç Faktörler

Darvin’e sormuşlar: İddia ettiğin tedrici tekâmülün illeti nedir? O da “Varlıkları terakkiye doğru iten iç sebepler vardır.” demiş. Darvin’in bu cevabı delilden yoksun, mücerret bir iddia olmakla beraber aslında evvelce inkâr ettiği gayba bir dönüştür. Demek Darvin, farkına varmadan gayba inanış anlayışına rücu etmiştir. Kuşlarda ve balıklarda hava boşlukları hangi iç sebeple meydana gelmiştir? Bazı haşereler, suda yüzebilmek için yüzme keseleriyle mücehhezdir. Bunlar ne suretle o keseleri elde etmişlerdir? Yoksa Arşimed’in kanununu mu biliyordular?

Uçuş uzmanlarının itiraflarına göre bugünün insanı, daha uçuş hususunda kuşların seviyesine erişememiştir. İddiaya göre: Kuşlar aslında sürüngenler imişler. Bunlar nasıl ve ne şekilde insandan daha evvel fizik kanunlarını öğrenmişler ki kuşlara dönüşebilmişlerdir?

Acaba Darvin’in temas ettiği o iç sebepler, sürüngenlerin fizik kanunlarını öğrenmesi için kâfi bir sebep olabilir mi?

Şu tekâmülün zarurîliği nereden çıkıyor? Darvince, canlının tekâmül ve değişme sebebi, çevrenin ona uygun olmayışıdır. Dr. Costaf Coliye de “Materyalist görüşün enkazları üzerinde” adlı kitabında Darvin’e karşı çıkarak şunları yazıyor: Suda yaşayan canlılar, çevrelerini (suyu) terk edip karaya geçme ihtiyacını hissetmiyorlardı. Çünkü denizde yaşayan hayvanların çokları mesela yengeç, kaybettiği organın yerini doldurmak gücüne sahiptir. Dolayısıyla karaya çıkma ihtiyacında değildir. (Tıpkı karada yaşayan solucanın, kesilmiş yarısını tamamlayabildiği gibi.) şunu da ilave edelim ki, hayvanların en güçlüsü ve en dirençlisi birkaç günden fazla denizi terk edemez. Aksi hâlde ölür. Acaba denizden ayrılan hayvanların ciğerleri, birkaç gün zarfında mı meydana geldi? Yoksa daha denizde iken, ciğerlere ihtiyacı yokken mi meydana gelmiştir?

Darvinistler, ipek böceğinin birkaç gün zarfından evvela kozaya, sonra kelebeğe istihalesini, dönüşmesini ne ile tefsir edecekler? Mezkûr böceğin bu kadar süratle değişmesi, Darvin’in inandığı bütün kanunlarını alt-üst eder. Çünkü örneğimizde ne çevreye uyma durumu var ne yaşamak için mücadele kaidesi var ve ne de tabiatın en elverişli, en kuvvetli canlıyı seçiş kuralı. Bu kadar süratli istihale, binlerce seneden beri süregelen bir istihaledir: İpek, Finikeliler devrinden beri bu suretle elde edilmektedir. Eğer Darvin nazariyesi doğru olsaydı bu kadar uzun zaman içerisinde ipek böceğinin tamamen değişmesi lazım gelirdi. Yani nihai şeklini alıp bir daha ipek üretmemesi icap ederdi.

 

Tabiat ve Hayat

Yaşamaya daha elverişli olanı seçip hayatta bırakan tabiat nedir ve nerededir? Eğer Darvin nazariyesinde bahis konusu edilen tabiat, malûm tabiat kanunlarından ibaret ise, şüphe yok ki o kanunların tesirleri yapıcı değil, aksine yıkıcıdır. Zira onlar hayatı yoktan var etmezler tam tersine ya temelden yok ederler. Mesela: Depremler, seller ve kuraklıklar gibi. Veyahut da hayatı düzensiz bir şekle sokarlar. Tabiat kanunları yaşamaya elverişli olanı hangi ilim ve zekâ ile tespit edebilmiştir? Tabiatın akıl ve şuuru var mı? Eğer aklı yoksa nasıl yaratabilmiştir? Ve eğer kendisi, akıl, irade, tedbir ve hikmet sahibi ise Darvinciler o takdirde farkına varmadan Allah’ın varlığına iman etmiş olmazlar mı? Hayat nedir? Hayat sadece maddenin tanzim edilmesi mi? Yoksa madde dışında bulunan hâkim bir güç mü? Niçin bütün hayati fonksiyonlar bir anda durur ve ölüm denilen hadise meydana gelir? Darvin ve hempaları nezdinde ölümün tefsiri nedir? Görüyoruz ki, hayat dolu bir canlı solar, ölür. Ve yaşamaya en uygun olan bir şey, nihayet yalnız gömülmeye elverişli bir hâl alır. Hani nerede kaldı Darvin’in dördüncü kaidesi? Yani tabiatın, hayata en elverişli olanı seçip bırakması. Bu kaide, hayat dolu bir canlının ölümüyle alt-üst olur.

 

Güzelliğin Tefsiri Nedir?

Kuşlar âlemindeki ayrı ayrı ve harika olan renkler, ne gibi maddî bir fayda taşır? Darvin’e göre terakki ve tekâmül çevrenin zorluklarına katlanma neticesidir. O hâlde az tahammüllü ve görünüş olarak daha güzel bir at, merkep soyundan nasıl gelebilir? Ceylan gibi ince ve zarif bir hayvan, dağ keçisi soyundan nasıl türer? Ve hakeza kelebek, güvercin, tavus kuşu ve renkli serçeleri cismen zayıf ve şeklen güzel olarak görmekteyiz. Nedir bu? Güzelliğin manası nedir? Ve hayvanlar güzelliği anlar mı? Erkek hayvan, dişileri arasında güzellik bakımından bir tercih yapamaz. Gerçekten yakışıklılığı ve güzeli anlayan ve duyan sadece insanoğludur. Fakat ne gariptir ki onun tefsirini de yapamamaktadır. 

 

Darvincilik Üzerinde Bir Deney

Marksizm bir ara, Avrupa’nın süprüntü ve posasından faydalanmak istedi. Evet Sovyet biyoloji bilgini Lisenko 1935’de Darvin nazariyesini uygulamaya karar verdi. Lisenko daha evvel insanoğlu çevreyi değiştirmekle bitkilerin özelliklerini değiştirebilir, hatta bu metotla insanı bile değiştirmek mümkündür diye kendi kendini inandırdı. Sonra Stalin devrinde Lisenko’ya deneylerde kullanılacak gereken Laboratuvarlar verildi. Tam 27 sene yorucu bir çalışmadan sonra Lisenko 1962’de Darvin nazariyesine göre uyguladığı ziraî ve ekonomi projelerinin başarısızlıkla sonuçlandığını ilan etti.

 

Son Olarak İlim Adamlarının Evrim Teorisi Hakkındaki Görüşleri

1. New York Enstitüsü’nün rektörü olan C. Morison, Darvin nazariyesini eleştirirken şunları yazıyor: İskelet benzerliği bizim maymun türünden gelmemizin kesin bir delili değildir. İnsanın başparmağı ile silahları tutmakta o parmağın üstün gücü (ki maymunlarda yoktur) insan terakkisinin esası olarak kabul edilmekte ve aynı zamanda Darvin nazariyesini de çürütmekteydi.

2. En meşhur tabiat âlimi İsviçreli Con Ağasiz diyor ki: Hayvanların doğuşu, hikmetli ve İlâhî bir programa göre tamamlanır. Sonra çoğalmaya devam eder. Darvin nazariyesi ise mesnetsiz bir faraziyedir. Tıbbî ve gerçek fizyolojik görüşler ile çatışır.

3. İngiliz kraliyet konseyinin azası ve biyoloji şubesinin reisi bulunan Prof. Craham Kanon bir eserinde şunları yazmaktadır: Darvinizm, gerçekten sağlam bir görüş değildir. Mendel’in keşfettiği kanunlar ortaya çıktığı günden beri Darvinizm geri saflara çekilmektedir.

4. Doğum ilminin kurucusu Fon Bayır, “İnsanın maymundan gelme fikri, deliliğe çok yakın bir fikirdir. Bütün ahmaklıkları bize bulaştıracak niteliktedir.” diye yazmaktadır.

5. Mifret “Darvin nazariyesi, bir çocuk mantığından farksızdır.” diyor.

Hulâsa; Nazariye, ilim dünyasınca ölüme mahkûm edildiğinden dolayı tüm değerlerini yitirmiştir. O derece ki ilim adamları, bu nazariye artık “incelemeye bile değmez” diye hükümlerini basmışlardır.

 

 

MOLLA SADREDDİN YÜKSEL

 


[1] İslâmî Araştırmalar, İstanbul 1992, Madve Yayınları, s. 180-195; Makaleler 2, İstanbul 1986, Madve Yayınları, s. 75-89.

 

[2] Tenkitler, şu aşağıdaki kitaplardan derlenmiştir:

“Darvin teorisini destekleyenler ile tenkit edenler arasında “Merhum Kaysü’l Kırtas,

“İnsan ve Tekâmül Nazariyesi” Doktor Hasan Zeyno,

“İslâm ve Darvin Nazariyesi” Muhammed Ahmet Başmil,

“Hayat Muamması” Mustafa Mahmut,

“Tekâmül Hikâyesi” Dr. Enver Abdülâlim.

Bütün bu kitapların bir özetini çıkarıp vermek, büyük bir ehemmiyet taşımaktadır. Zira böyle bir sunuş sürat asrında yaşayan bizlere çok zaman kazandırır. 

[3] Avusturyalı bir nebatat âlimidir. Yaptığı ilmî denemeler sayesinde tevarüs yoluyla sıfatların asıldan fer’e intikal etme kanununun kâşifidir.

 

 


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 315
Toplam 529671
En Çok 1316
Ortalama 348