ÂDAB -I MUAŞERET - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

20-03-2022

ÂDAB -I MUAŞERET

İslâm aynı zamanda bir âdab-ı muaşeret dinidir. Âdab-ı muaşeretin esaslarını getirmiş ve beşeri münasebetlerin bu esaslara göre yürütülmesini emir ve tavsiye etmiştir.

Bir cemiyetin, bir milletin veya bir devletin hayatta başarılı olmalarının diğer şartları yanında, mühim bir şartı da fertleri arasında adab-ı muaşerete riayet edilmesi ve beşerî münasebetlerinin o ölçülere göre yürütülmesidir. Çünkü, özellikle cemiyet hayatında adab-ı muaşeret esastır; kuruluş mensupları arasında olsun, merkez-taşra teşkilatları arasında olsun münasebetlerin hep adab-ı muaşeret ölçülerine göre cereyan etmesi esastır ve şarttır. Bunların bir kısmına yer yer işaret ettik ve edeceğiz.

 

1. Üyeler arasında:

Gerek merkez teşkilatında ve gerekse taşra teşkilatında "Her mesele ehline, her vazife erbabına verilir" prensibine sadık kalınmalı, kimse kimsenin vazifesine ve salahiyetine müdahele etmemeli ve onun namına konuşmamalı ve cevap vermemelidir. Konuşurken, sohbet ederken, konuşmanın nezaket ve adabına riayet etmeli, haysiyet ve şahsiyet zedeleyici ifadelerden son derece sakınmalıdır.

Ve yine gerek merkez teşkilatında ve gerekse taşra teşkilatlarında üyeler birbirlerine karşı hürmetkâr, hakkaniyet ve iyi niyyet sahibi olmalıdırlar. İslâm kardeşliğinin, dava kardeşliğinin telkin ettiği sıcak ve samimi bir hava kalplere hakim olmalı, gönüller birbirlerini sevmeli ve saymalıdır. Rastlandığı zaman selam verilmeli, el sıkılmalı ve bir salatü-selam okunmalıdır. Hemen yer gösterilmeli, hal ve hatır sorulmalıdır. Üzüntüsünü teselli etmeli, neşesine neşe katmalıdır. Yeis ve ümitsizlik belirtilerini sezince de hemen onu takviye etmeli, öğüt ve nasihatlarla ümitvar hale getirmelidir. Konuşurken, sohbet ederken, konuşmanın nezaket ve adabına riayet etmeli, haysiyet ve şahsiyet zedeleyici ifadelerden son derece sakınmalıdır. Ayrılırken vedalaşma adabına riayet etmeli, görüşmeden memnuniyet duyduğunu ve müstefid olduğunu söyleyerek ve elini de sıkarak kapıya kadar uğurlamalı ve arkasından hayır duada bulunmalıdır. 

Zaman zaman ziyaret etmeli, mektupla veya telefonla hal ve hatırını sormalıdır. Bir art düşünceye, bir hiyanete sahip olduğu, şer’î usullere göre tesbit edilmedikçe hiçbir kimse hakkında suizanda bulunmamalı, kem gözle bakmamalıdır. Bazı kusur ve hatalarını affetmeli, sert ve katı bir şekilde değil de daha müsamahalı davranmalı ve usuli dairesinde uyarmalıdır. Kaldırıp atmamalı, bir baba, bir ağabey şefkatiyle ıslahı cihetine gidilmelidir. Çünkü, kusursuz insan bulmak mümkün değildir. Müslüman müslümanın aynasıdır; birbirinin hatasını görebilir. Münasip bir ifade ile onu uyarmalıdır. Birkaç hadis-i şerif:

"Ziyaretçi size geldiği zaman ona ikram ediniz (alaka gösteriniz, hürmet ediniz)!"  (İbn-i Mace)

"Şüphe yok ki, Allah mülayim huylu, açık (ve güleç) yüzlü kimseyi sever!" (Beyhaki)

"Sadakanın en faziletlisi dargın kimseleri barıştırmaktır!" (Beyhaki)

"Cennete giremezsiniz iman etmedikçe; iman etmiş olamazsınız birbirinizi sevmedikçe!"

"İki müslüman el sıkışırsa, elleri ayrılmadan (bir kısım) günahları affedilir." (Camiüssağır)

"Bir kimse mü’min kardeşinin gıyabında dua ederse, melek de aynı duanın bir misli de sana olsun, der." (Müslim)

Teşkilat üyelerinin son derece dikkat etmeleri gereken bir mesele de; bir arkadaşı tarafından kendi aleyhinde bir haber geldiğinde hemen kanaata varmamalı, hiç kimseye söylememeli, o arkadaşı bulup aslını ondan sormalı ve ondan öğrenmelidir ve bu surette, "...Size bir fasık haber getirdiği zaman onu aslından tahkik edin!..” ilahî fermanı yerine getirmiş olur, bir taraftan da pişmanlık getirecek bir hataya düşmemiş olur.

 

2. Taşra teşkilatları ile:

Bu mevzuda da merkez teşkilatı çok hassas olmalı; taşra teşkilatından gelenlere iltifat etmeli, "Buyurun, hoş geldiniz..” demeli, yer gösterip onları hemen oturtmalıdır. Hal ve hatırlarını sorduktan sonra ziyaretlerinin bir sebebi olup olmadığını sormahdır. Talep veya bir şikayet için gelmişlerse ve bunlar kendisi ile alakalı ise, sonuna kadar onları dinlemeli, düşünmeyi veya istişareyi gerektiren bir mesele ise, peşin hüküm vermemeli "Düşünelim, müzakere edelim de öyle cevap verelim!.." demelidir. Yolcu ederken, misafiri uğurlar gibi ayağa kalkıp uğurlamalıdır, arkasından da hayır dua etmelidir. Şayet kendisiyle alakalı bir mesele değilse, alakalı arkadaşa götürmeli ve ona havale etmelidir. Telefon konuşmalarında da konuşma adap ve nezaketinin dışına asla çıkmamalı, sert çıkışlar yapmamalı, hele telefonu kimsenin yüzüne kapatmamalıdır. Telefon konuşmalarında kısa kesmeli hele münakaşalara asla yer vermemeli, fuzuli masraflara meydan vermemelidir. Telefonları kendi şahsî işlerinde kullanmamalı, mecbur olduğu takdirde de telefon parasını mutlaka ödemelidir. Mektuplara ve yazılı sorulara en kısa zamanda cevap vermelidir. Şayet, cevap verme uzun zaman alacaksa, ilgiliye "Yazınız veya mektubunuz alınmıştır. Zamanı geldiğinde cevap verilecektir...” şeklinde ön bir cevap verilmelidir.Telefonlarda alınan notlar mutlaka muhafaza edilmeli, gereği yapılmalı veya ilgiliye havale edilmelidir. Hülasa; yazışmalar mutlaka cevaplandırılmalıdır. Toplantı ve konferanslar mutlaka saatinde başlamalı ve cemaatin zamanı israf edilmeden vaktinde bitirilmelidir. Toplantılar, verilen saat ve dakikada başlamalı, asla saatinden tehir edilmemelidir. Toplantılara dakikasında gelemeyenler hesaba çekilmelidirler. Hatta bunu adet edinenler, dakikası mesela bir mark olmak üzere tecziye edilmelidirler. Tekrarında bu para cezaları iki misline çıkarılmalıdır. Taşra teşkilatından istenen vaaz, konferans ve diğer davetlerin günü ve saati tesbit edilmeli ve deftere kaydedilmelidir. Günü geldiğinde, daha erkenden tedbir alınmalı, hazırlığı yapılmalı, verilen gün ve saatte yerine ulaşılmalıdır. Orada toplantı ve konferanslar mutlaka saatinde başlamalıdır ve cemaatın zamanı israf edilmemelidir. Bir konferansta iki hatipten fazla olmamalı, hoca israfına gidil-memeli, keza zaman, konuşmacılar arasında tesbit edilmeli her konuşmacıya düşen zaman, dakikası dakikasına başlamalı ve bitmelidir.

 

3. Hocalara hürmet esastır:

İlme hürmet etmek ve saygı duymak bir vecibedir. İlme hürmet ise, ancak âlime hürmet etmekle tahakkuk eder. Kur’ân-ı Kerim; Allah’ın varlığı ve birliğinin şahitlerinden üçüncüsünün ilim sahipleri olduğunu ilan etmiştir (Bkz. Âl-i İmran, 181)

Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz de bu hususta şöyle buyurur:

"Alimin âbid üzerine üstünlüğü, Bedir gecesindeki ayın yıldızlar üzerine olan üstünlüğü gibidir." (Ebu Davud ve Tirmizi)

"Ulemaya ikram edin. Zira onlar peygamberlerin varisleridir. Kim onlara ikram ederse Allah ile Resulü’ne ikram etmiş olur."

(Hatip; Cabir’den) "Alimlere ikram ediniz. Zira onlar Allah katında mükerremdirler." (Camiüssağır)

Müslümanların ilme ve ulemaya hürmet ve ikramda bulunması, iltifat ve değer vermesi dinimizin bir emri ve bir tavsiyesidir; Allah ve Resulü’nün ikram ve iltifatlarına mazhar olmalarına vesiledir. Bunlar ve daha benzeri nice ayet-i kerime ve hadisi şerifler gösteriyor ki, müslümanların ilme ve ulemaya hürmet ve ikramda bulunması, iltifat ve değer vermesi dinimizin bir emri ve bir tavsiyesidir; Allah ve Resulü’nün ikram ve iltifatlarına mazhar olmalarına vesiledir. Bu itibarla cemiyet ve cemaatlarımız hocalarımıza karşı bu esaslara göre davranacaklar, hürmet ve savgıda kusur etmeyeceklerdir. Geldikleri zaman hemen herkes onlara ayağa kalkıp hürmet edecekler, meclisin üst başında yer gösterip "Buyurun Hocam! Buyurun!.” diyecekler, hal ve hatırlarını soracaklar ve onları kemal-i sükünetle dinleyeceklerdir.Hocalanmıza karşı yüksek sesle, edep ve terbiye ölçülerine aykırı söz, fiil ve hareketlerden mutlaka sakınmalıdır. Hocalarımızın bir hata veya bir ihmali görüldüğü zaman kendisine münasip bir ifade ile anlatılmalıdır. Hoca Efendi masum değil ya! Onun da ihmal ve hataları olabilir. Onun da nasihata ihtiyacı vardır. Hocalanmıza bir şey soracakları veya çağıracakları zamanlarda öyle ismini vererek veya sadece "Hoca!” diyerek değil de bir saygı ifadesi olan "Hocam!” veya "Muhterem Hocam!” veya "Hoca Efendi” veyahud da "Üstadımız” gibi tabirler kullanmalıdır. Bu şekilde davranan bir cemaatin şerefi artar, sevabı artar, dereceleri yükselir. Yavuz Selim ne demiş? "Ulemanın atının ayağından üzerimize fırlayan çamurlar bize şeref getirir!" Ve o çamurlu kaftanının kendisine kefen yapılmasını tavsiye etmiştir. İşte ecdadımız, bu şekilde ilme, âlime hürmet ede ede dünyanın üç mühim kıtasında at koşturup zaferler kazandılar. Tabii bu şekilde takdir, tebrik ve tazim gören hoca efendinin de hizmet aşkı daha da artar, daha da çok hizmet eder, daha da çok sevap alır. O halde her iki taraf da kazanır.

Tabii; bu arada da İslâm, hocalarımıza emirler vermekte, tavsiyeler yapmaktadır. Onlar da hizmetlerini nasıl yapacaklar, cemiyet ve cemaatlerine karşı nasıl davranacaklarını ve münasebetlerinin ölçülerini vermektedir.

 

Bu noktadan hareketle:

Hoca Efendi bir kere mevcud bilgisiyle yetinmiyecek; her gün kitap okuyacak, yeni yeni meseleler öğrenecektir ve aynı şeyleri cemaata aktaracaktır. Ve bu arada cemaatinin pisikolojik yapılarını tetkik ve teşhis edecek, ihtiyaçlarını tesbit edecek, anlayış seviyelerine vakıf olacaktır. Ve vaaz, hutbe ve sohbetlerini ona göre ayarlayacaktır. Yani "İnsanlara anlayış ve kavrayışlarına göre konuşun!" şeklindeki Peygamber tavsiyesini ölçü alacaktır. Hazırlanmadan kürsüye ve minbere çıkmayacak, meseleyi kaynağından tetkik etmeden suallere cevap vermeyecek veya merkeze havale edecektir ve bu suretle, 

"Bir kimse ilimsiz fetva verirse, onun vebali kendisine aittir." (Ebu Davud) 

"Bir kimse ilimsiz fetva verirse, gökteki ve yerdeki melekler hep ona lanet ederler." (Camiüssağır) mealinde varid olan hadis-i şerif’lerin tehlikeli gördüğü duruma düşmemelidir. Hoca Efendi; töhmet getirecek söz, fiil ve hareketlerden son derece sakınacak, "Töhmet yerlerinden sakın!" şeklindeki Peygamber tavsiyesine uyacaktır. Ağırbaşlılığını muhafaza edecek, ağırlığını hafifletecek, muhabbetini azaltacak davranışlardan sakınacaktır... Hoca efendiler; yemesinde, oturma ve kalkmasında ve nihayet beşerî münasebetlerinde, fedakarlık ve feragatında Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) ve sahabe-i kiram’ı takip edecekler, hele paraya karşı asla zaaf göstermeyeceklerdir.

Elhasıl: Hoca Efendiler peygamber varisleri olduklarına göre, peygamber gibi nümüne-i timsal olacak; yemesinde, oturma ve kalkmasında ve nihayet beşerî münasebetlerinde, fedakârlık ve feragatında Peygamber ve sahabeyi takip edecekler, hele paraya karşı asla zaaf göstermiyeceklerdir. Ve, "Ümmetim içerisinde iki zümre vardır ki, onların salahı ümmetimin salahıdır, onların fesadı ümmetimin fesadıdır. Bunlar ulema ile ümeradır." hadis-i şerif’indeki salah yolunda olup ıslaha çalışacak: Allah korusun! Fesat derekesine düşüp fesatçı olmayacaktır.

Bir noktaya daha işaret edelim: Gerek Hoca Efendimiz ve gerekse cemaatimiz, bütün bunlara rağmen, bir anlaşmazlığa, bir sürtüşmeye girme belirtileri gözükür gözükmez hadiseyi çıkmaza sokmadan merkezi haberdar etmeli ve devreye sokmalıdır. Anlaşmazlıkları ortadan kaldırmanın en salim yolu budur. Buna her iki taraf da dikkat ve riayet etmelidir.

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ​


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 176
Toplam 435145
En Çok 1157
Ortalama 330