CEMİYET NASIL KURULUR? - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

18-03-2022

CEMİYET NASIL KURULUR?

1. Sistem:

Cemiyetin kuruluşunda iki sistem vardır. Bunlardan biri şeriat’a göre diğeri de demokratik usule göredir. Demokratik sistemde başkan ve idarecilerin tayin ve tesbiti aşağıdan yukarıya doğru olur. Hakimiyet insanlarındır. Her şey ehliyetten ziyade parmak sayısıyla halledilir. Ekseriyet ölçüdür. Şeriat’a göre ise; ehliyet ve liyâkat esastır ve şarttır. Hizmet ehline verilecektir. Bu da genellikle yukarıdan aşağıya doğru olacaktır. Hakimiyet Allah’ındır. İcra hakimiyyeti Allah’tan Peygamber’e, Peygamber’den ulema ve umeraya intikal eder. Ulema ve umera ise her işi ehline, her hizmeti erbabına verirler. Müslümanlar arasından, ilim ve idareden anlayanlar bir araya gelir, ellerini vicdanlarına koyar, mesuliyetlerini gözönüne alarak, ahirette hesaba çekileceklerini de hatırdan çıkarmıyarak, içlerinden daha ehil olanları bulurlar ve onlardan "Bir şura; bir istişare heyeti" meydana getirirler.

 

2-Ehl-i hal vel-akd:

İslâm’da bu mevzuda en mühim mesele şura’dır. Yani istişare heyetidir. Çünkü bu heyet, hem cemiyet ve devlet başkanını intihap edip işbaşına getirecek hem de onların icraatını murakabe edecektir. Ve bu şekilde, yerine göre devlet mekanizması, yerine göre cemiyet başkanı ve idareciler işbaşına getirilmiş olacaktır. İşte; "Ehl-i Hal vel-akd” ismini de alan bu şura, emirliğe kimlerin layık olduğunu tesbit eder ve ona biat ederler. Bu suretle emir belli olmuş olur. Bundan sonra cemiyet üyeleri, yani genel kurul, o emir kabul ettiklerine ve ona itaat ede-ceklerine söz vermek üzere biat ederler. Bu suretle emir belli olmuş olur. Bundan sonra cemiyet üyeleri, yani genel kurul, o emiri kabul ettiklenine ve ona itaat edeceklerine söz vermek üzere biat ederler. Emir seneden seneye değişmez; ölünceye veya ehliyet şartlarını kaybedinceye kadar emirlikde devam eder. Bazen de bölge ve mahalli emirleri genel emir, doğrudan doğruya tayin eder. 

İslâm Dini; şurâ ehlinin tayin ve tesbitinde muayyen bir ölçü getirip meseleyi dondurmamıştır. Zamanın gereklerine havale ederek serbest bırakmıştır. Bununla beraber İslâm, değişmez şartlar vazetmiş, emaneti ehline vermeyi emretmiştir. Ehline verilmeyen emanetlerin zayi olacağına, hatta o cemiyetin, o milletin kıyametinin kopacağına işaret etmiştir.

اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُكُمْ اَنْ تُؤَدُّوا الْاَمَانَاتِ اِلٰٓى اَهْلِهَاۙ

"Allah emanetleri ehline vermeyi sizlere emrediyor!.." (Nisâ, 58)

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz de şöyle buyurur: "İşler ehliyetsiz ellere teslim edilirse kıyamet kopar!(Buhari)

Elhasıl: Demokratik sistemlerde topyekün üyelerin veya ekserisinin parmak sayısı her şeyi halleder. Çoğunluğu alan; ehil olsun olmasın, dindar olsun olmasın işbaşına getirilir. Bu hiç de doğru değildir, ehilleri seçmek garantili değildir. İslâm’da ise ilim ehli söz sahibidir. Ehilleri bilir, bulur ve işbaşına getirir. Binaenaleyh; Şeriat sisteminde hizmeti ehillerine verme garantisi vardır.

 

3. Mukayese:

İslâmî sistemde:

1- Her şeyi çoğunluk değil, ilim halleder,

2- Hizmetin ehil kimselere verilmesi garantilidir,

3- Dindar ve takva ehli olması şarttır,

4- İdarecileri emir (başkan) seçer,

5- Ehliyetlerini muhafaza ettikleri takdirde ne başkan ne de idareciler değişmez,

6- Dolayısıyla tecrübeli kimseler hizmeti yürütür,

7- Seçme yukarıdan aşağıya doğrudur,

8- İslâmî sistem Allah yapısı kanunların eseridir.

 

Demokratik sistemde:

1- Her şeyi parmak çoğunluğu halleder,

2- Hizmetin ehil kimselere verilmesi garantili değildir,

3- Dindar olması aranmaz,

4- İdarecileri de genel kurul seçer,

5- Senede iki veya dört senede bir başkanı bile değişir,

6- Dolayısıyle tecrübesizler isbaşına getirilir,

7- Seçim aşağıdan yukarıya doğru olur,

8- Demokratik sistem insan yapısı kanunların eseridir.

İslâm’ın sistemine göre yapılan seçim; daha adaletli, her yönüyle sağlam olduğu için, gerek genel merkezde gerekse taşra teşkilatlarında İslâmî sisteme göre seçim yapılır. Demokratik usullere gidilmez.

 

4. Emir-komuta:

İslâmî bir cemiyette emir-komuta usulü mühimdir. Emir-komuta, cemiyet fertlerini birbirine bağlayan manevi bir bağ, ayakta tutan sarsılmaz bir kuvvettir. Meselelerin görüşülmesinde istişare esas ise de, son söz emirindir. Kumanda da, son söz de onda bitecek, emri o verecektir. Maiyyetine düşen; fikirlerini beyan ettikten ve gerektiğinde hesap sorduktan sonra emir ve komutaya mutlak itaattır. Alınan kararlara uyacaklar; verilen emirleri yerine getireceklerdir. Kendi arzuları istikametinde olsa da olmasa da "Evet” diyecekler, gereğini seve seve yapacaklardır. Maiyyet ve tebeanın bu şekildeki hareketleri farzdır, Allah’ın emridir. "Ulu’İ-Emr” ayeti bu hususun açık ifadesidir.

 

5. İtaatın manası:

Bu arada itaat kelimesi üzerinde bir nebze duralım. İtaat demek, verilen emre uymak ve gereğini gönül rızasıyle yerine getirmektir; hoşa gitse de gitmese de, arzuya uysa da uymasa da, kendi görüşü doğrultusunda olsa da olmasa da.

İşte; itaat budur. İtaatın temelinde gönül rızası ve hoşnutluğu vardır; aldığı emri kerhen değil, seve seve yapmaktır. Yoksa bazılarının zannettiği gibi, "Arzuma uyarsa itaat ederim, yoksa hayır derim!” Böyle itaat olmaz! Buna itaat denmez, bu yanlış bir anlayıştır. O halde verilen emir ve kararlara harfiyyen uymaya mecburuz. Bir cemiyetin, bir milletin payidar olması, üzerine düşeni yapıp yükselmesi ancak emir-komuta prensibine, itaat esasına dayanır. İtaatsızlık haramdır, günahtır; huzur değil, anarşidir, saadet değil, felakettir, cemiyeti de milleti de batırır. Bunun için; İslâm Ulu’l-Emr’e itaatı farz kılmış, Allah ve Resulü’ne itaatla yan yana getirmiştir...

 

6. İhtilaf halinde:

Emirle tebaa arasında ihtilaf çıkmaz değil, çıkabilir. Ancak; İslâm bunu da halletmiştir. İhtilaflar halinde itaatsızlığa ve isyana değil, Allah’ın Kitab’ına, Peygamber’in sünnet’ine gidilecektir. Bu da Allah’ın emri ve farzdır, aynı zamanda bir iman meselesi olup hayırlı bir yoldur:

فَاِنْ تَنَازَعْتُمْ ف۪ي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ اِلَى اللّٰهِ وَالرَّسُولِ اِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ ذٰلِكَ خَيْرٌ وَاَحْسَنُ تَأْو۪يلًا۟

"Bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz onu Allah ve Resulü’nün hüküm ve beyanlarına götürün, eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız. Ve bu, daha hayırlı ve akibetçe de en güzel bir yoldur." (Nisâ, 59)

Şayet; ihtilaf mevzuuna dair Kur’ân ve sünnet’te açık bir hüküm bulunmazsa, emirle tebaa arasındaki o ihtilaf nasıl halledilir? Ya bir hakem heyetine havale edilir ya da emirin görüşü tercih edilir.

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ​


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 489
Toplam 529845
En Çok 1316
Ortalama 349