BU ÜMMET ARASINDA YETİŞEN FAZİLETLİ HANIMLAR - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

06-04-2022

BU ÜMMET ARASINDA YETİŞEN FAZİLETLİ HANIMLAR

Bu ümmet arasında da ilim ve irfan sahibi, şiir ve edebî kabiliyet gösteren hanımların sayısı da az değildir. Kimi fıkıh sahasında, kimi hadis sahasında âlim olmuş, kimi şiir söylemede, kimi hikmet konuşmada ileri gitmiştir. Biz bu arada bunların pek azına işaret edeceğiz:

 

Hazreti Aişe

Hz. Aişe validemiz, Hz. Ebu Bekir’in kerimesidir. Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz’in de hanımıdır. Hz. Aişe de örnek bir kadındı. Bilhassa fıkıh ve hadis konularında büyük bir varlık göstermiş, kendisinden din hakkında dinî meseleler hakkında soru soranlara cevaplar vermiş, fetvalar vermiş, hadis’ler rivayet etmiştir. Peygamber Efendimiz bu hususa işaret etmiş, Hz. Aişe’yi göstererek, "Dinimizin üçte birini Aişe’nin evinden alınız!" (Münavî) buyurmuştur.

Ebu Musa el-Eş’ari Hazretleri de şöyle anlatır:

"Biz ashab olarak, Peygamber’in herhangi bir hadis’inde bir müşkilâtımız olursa, hemen onu Hz. Aişe’ye sorardık ve o hadis hakkında ondan mükemmel mâlûmat alırdık; müşkilimiz halledilirdi."

Tabiinin büyüklerinden Urve adındaki zat da şöyle der:

"Ben, gerek Kur’an hükümlerinde gerek fıkıh, ferâiz, tıp, şiir ve soy bilgisinde Hz. Aişe kadar bilgili kimse göremedim!"

Hazreti Aişe validemiz, hitabet ve fesahatta da meharet göstermiştir. Bu hususta da hayli rivayet vardır. Binlerce hadis rivayet etmiştir. Onun namuslu bir kadın olduğuna Kur’an-ı Kerim de şehadet etmiştir. Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)Efendimiz de onun hakkında şöyle buyurmuştur:

"Erkeklerden, olgun ve kâmil insanların sayısı çoktur. Kadınlardan böylelerin sayısı dörttür: Mezahim’in kızı Âsiye (Firavun’un karısı), İmran’ın kızı Meryem, Huveylid’in kızı Hatice ve Muhammed’in kızı Fatime’dir. Aişe’nin kadınlara olan üstünlüğü ise tirit yemeğinin diğer yemeklere olan üstünlüğü gibidir." (Müslim, Fezail-i Hatice) Allah kendisinden razı olsun! Hz. Aişe’den sonra, hadis ilminde daha nice varlık gösteren, hadis kitaplarını okuyan ve ezberleyen, bu sahada icazet alan ve icazet veren birçok faziletli hanımlar da yetişmiştir. Bunlardan, "Meşâhirü’n-Nisâ" gibi kitaplar bahsetmektedir.

Fıkıh ilmi tahsili yapan, fetva verecek dereceye kadar yükselen kadınlar da yetişmiştir. Hele şiir yazan kadınların haddi hesabı yoktur. İrfan sahasında (Evliyaullah’tan) birçok veli kadınlar da yetişmiş ve kerametler göstermişlerdir. Bu arada bu hanımlardan yine sadece birkaçına işaret edeceğiz:

 

 Hazret-i Fatıma

Hz. Fatıma, Peygamberimiz’in saygı değer kızlarından en küçüğüdür. Hz. Hatice’den doğmuştur. Hz. Ali’nin hanımı, Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin’in de anneleridir. Yüzü güzel ve parlak olduğu için kendisine "Zehra" lakabı verilmiştir.

Fatıma validemiz, dünyaya geldiği vakit Peygamberimiz otuzbeş yaşlarında idi. Peygamberimiz’in aile ve efradı çok olmakla beraber bunlar içerisinde Fatıma çok dikkati çekmekte idi. Oturmasında, kalkmasında, yemesinde, tavır ve hareketlerinde muhterem pederlerine çok benzerdi. Son derece takva sahibi idi. Kendisini ibadete vermenin, sabır ve kanaatlı olmanın en güzel örneğini vermişti.

Evlenmesi:

Hz. Fatıma artık evlenme çağına gelmişti. Onunla evlenmek, Peygamber’e damat olma şerefine ermek için herkes can atıyordu. Fakat pederleri kimseye söz vermiyor, "İlahî vahyin gelmesini bekliyorum!.." diyordu. Bazıları Fatıma’yı Hz. Ali’ye münasip görmüş, Hz. Ali’nin bizzat gidip Fatıma’yı Hz. Peygamber’den istemesini tavsiye etmişti.

Bu hususta Hz. Ali şöyle diyor:

"Ben Peygamber’in huzuruna çıkıp diz çöktüm. Meseleyi açmak istedim. Fakat o kadar sıkıldım ki Fatıma’yı istemeye cesaret edemedim. Orada susup oturdum. Nihayet Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) bana dönerek:

- "Ya Ali! Sen acaba Fatıma’yı istemeye mi geldin?" dedi. Ben:

- Evet, dedim.

- "Mihir olarak vereceğin bir şey var mı?" diye sordular.

- Hayır! dedim. Peygamber:

- "Sana bir zırh vermiştim ya, işte onu mihir olarak ver!" diye buyurdu."

Taraflar razı olmuş, nikâh kararlaştırılmıştı. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) kızı Fatıma’ya çeyiz olarak şunları vermişti:

Bir kerevete, içleri hurma lifinden doldurulmuş bir yatak ile yastık, bir kâse, bir su tulumu ve eldeğirmeni.

Hz. Fatıma koca evine gittikten biraz sonra Peygamberimiz, evlerine giderler, su isteyip abdest alırlar. Abdest suyundan Hz. Ali’nin üzerine teberrüken serper ve şöyle dua eder:

"Ya Rabbi! Bunlara da, nesillerine de bereket ihsan eyle!" 

İşte bu suretle Hz. Fatıma’nın aile hayatı başlamış olur. Aile hayatı maddeten çok sıkıntılı ve yoksulluk içinde geçer. Yattıkları yatağın üzerindeki örtü o kadar küçük idi ki ayaklarını örtseler başları, başlarını örtseler ayakları açık kalırdı.

Hz. Fatıma bütün ev işlerini kendisi görürdü. El değirmeninde ununu öğütür, suyu tulumla bizzat taşır, evini de kendisi temizlerdi. Su taşıdığı tulum böğrünü ağırtmış, el değirmeni ellerini nasırlaştırmıştı.

Aile hayatları maddî yönden sıkıntılar içinde geçti ise de mânen çok mutlu idiler. Karı-koca birbirlerini çok sever ve sayardı. Birbirlerinin hatırlarını son derece gözetirler, bir dediklerini iki etmezlerdi. Peygamberimiz de Hz. Fatıma’ya sık sık nasihat eder, kocasına daima itaat etmesini tavsiye ederdi. Hz. Fatıma Peygamberimiz’i, Peygamberimiz de Hz. Fatıma’yı çok severdi. Peygamberimiz seferlerinden dönüşünde önce Hz. Fatıma’nın evine uğrar, onu ziyaret ederdi.

Hz. Fatıma’nın fazileti hakkında Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur:

"Fatıma cennet hanımlarının efendisidir!" 

"Cennet hanımları arasında en şerefli olanlar şunlardır: Muhammed’in kızı Fatıma, Huveylid’in kızı Hatice, İmran’ın kızı ve Müzahim’in kızı Asiye (Firavun’un karısı)." (İstiâb)

Vefatı:

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) ahirete teşrif etmek üzere iken, kendisini ziyarete gelen kızı Fatıma’nın kulağına bir şeyler söyledi. Fatıma ağlamaya başladı. Kulağına bir şey daha söyledi. Bu sefer de sevinmeye başladı.

Bu ne idi acaba?!.

Birincisinde Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)"Ben artık gidiyorum!..", ikincisinde de "Ehl-i Beyt’imden ilk önce benim yanıma sen geleceksin!.." diye buyurmuş olduğunu Hz. Fatıma sonraları ifade ederdi. (İbn Asâkir)

Hakikaten öyle de oldu. Altı ay kadar bir zaman geçmişti ki, Hz. Fatıma hastalandı. Bu hastalıktan kurtulamadı ve fani dünyaya gözlerini kapadı.

Allah kendisinden razı olsun ve cümlemizi şefaatına mazhar eylesin! (Amin!)

 

Rabia Hatun

Rabia Hatun İsmail-i Adeviyye’nin kızıdır. Basralı olan bu hanım, Hicrî birinci veya ikinci asırda yaşamıştı. Züht ve takvasiyle meşhurdur. Bir gün Cenâb-ı Hakk’a dua ederken: "Ya Rabbi! Sen, seni seven gönlü ateşle yakar mısın?" demişti. Bunun üzerine gaibten bir ses işitmişti: "Merhametli olan Rabb onu yapmaz. Sû-i zanda bulunma!"

Zamanın büyük zatlarından Hasan-ı Basrî Hazretleri, hanımı vefat ettiği bir sırada, evlenmek üzere Rabia Hanım’a teklif ettiğinde Rabia Hanım ona bir takım sualler sorar ve şu mealde bir şiir okur:

"Ben rahatımı yalnızlıkla buluyorum, benim dostum dâima Cenâb-ı Hakk’tır,

Allah aşkına bir bedel bulamadım, benim kırlardaki mihnetim O’na olan aşkımdandır.

Nerede bulunursam O’nun güzelliğini görürüm, O, benim mihrabım, kıblem O’na doğrudur.

Ey Rabbim! Hayatım, menşeini, neşv-ü nemam kaynağını dâima senden alır.

Ben halkı terk ettim, sana ulaşmak istiyorum, İşte budur benim en büyük arzum!"

Müctehidlerden Süfyan-i Sevri Hazretleri de o devirde yaşamıştı. Bu zat zaman zaman bu Hanım’ın ziyaretine gider, şüphe ettiği bazı meseleleri ondan sorardı. Bir gün Süfyan-ı Sevri ona şöyle bir sual sormuştu: "Senin iman hakikatin nasıldır? Cenâb-ı Hakk’a olan itikatın ne merkezdedir?"

Bu soruları Rabia Hazretleri şöyle cevaplandırdı: "Ben, cehennem korkusundan veya cennet sevgisinden dolayı Allah’a ibadet etmem. Çünkü bu maksatla yapılan ibadet ırgatlıktır. Benim Rabb’ime ibadetim, O’na olan sevgi ve aşkımdan ileri gelmekte ve O’na kul olma şerefinden doğmaktadır!" demiş ve arkasından da aşağıda mealini vereceğimiz şiiri okumuştu:

"Ya Rabbi! Ben seni iki sevgi ile severim; Sevgimin biri, benim sana olan aşk ve mehabetimdendir.

Diğeri de senin sevilmeğe lâyık olduğundandır; Benim sana olan aşk ve iştiyakımın sonucu,

Senden başkasının sevgi ve meşguliyetini terk edip sırf seni zikir ve fikir etmemdir,

Ve senin sevilmeğe lâyık olduğunun sonucu da bana şühûd mertebesini ihsan buyurmandır!

Seni medh ve sena etmek bu kadar değildir, herhalde hamd-ü şükür senindir ve sana aittir."

İrfan sahibi, gerçeğe ermiş, keşif ve kerameti görülmüş olan Rabia Hazretleri, Hicrî (135) veya (185) tarihinde vefat etmiştir. Cenâb-ı Hakk kendisinden razı olsun!

 

Fıdda Hatun

Fıdda Hatun da Allah dostlarından biridir. Rivayete göre, kendilerinin dişi bir koyunları vardı; bu koyundan bal ve süt sağardı. Bu hal kendisinden sorulduğunda, şöyle anlatmıştır:

"Benim tertemiz, doğru ve dürüst bir kocam vardı. Ve biz fakir bir aile idik. Bir kurban bayramında tek bir koyunumuz vardı. Kocam "Bu koyunu kurban edelim!" dedi. Ben ise, "Etmiyelim; Çünkü bizim bu koyuna ihtiyacımız var. Cenâb-ı Hakk bizim fakir olduğumuzu biliyor. Bize kurban lazım değildir!.." dedim. O gün bize bir misafir geldi. Bizim ise misafire yedirecek bir şeyimiz yoktu. Ben kocama:

"Ne yapalım! Bu, bir misafirdir. Buna ikram etmek lazım. Sen şu koyunu kes de misafire yemek yapalım..." dedim. Kocam bana:

"Hanım! Korkarım ki çocuklar ağlar..." dedi. Bunun üzerine ben kocama:

"Koyunu götür, duvarın arkasında kes! Çocukların haberi olmasın!" dedim.

Kocam, koyunu kesmek üzere, evin duvarı arkasına götürdü. Ben evdeydim. Bir de ne göreyim; duvarın arkasından bir koyun eve atlayıverdi. Kendi kendime "Kocam koyunu kaçırdı!" dedim. Ve olup biteni görmek için dışarıya çıktım, kocamın yanına gittim. Gördüm ki, kocam koyunu kesmiş, derisini yüzüyordu. Yine kendi kendime: "Acaib bir şey! Demek ki, Cenâb-ı Hakk bize alelâde bir koyunun yerine daha hayırlı bir koyun göndermiş!.." dedim.

Allah dostu bu kadın devam ederek:

"Bizim kesip misafire ikram ettiğimiz koyundan yalnız süt sağılırdı. Misafire, Allah için yaptığımız ikramdan dolayı, Allah bize hem süt, hem bal sağılan bir koyun ikram etti..." dedi.

Allah dostu bu kadın devam ederek:

"Bizim bu koyunumuz, müridlerin kalplerinde otlar. Eğer müridler kalplerini hoş ve temiz tutarlarsa bu koyunun sütü de hoş ve bol olur..."

Bu sözüyle de Allah dostu Hanım, şunu anlatmak istemişti: Bizim kalplerimiz Allah’a karşı hoş ve temiz olduğundan, elimizde olan her şeyimiz hoş ve temiz olmuştur. Siz de kalbinizi hoş ve temiz tutarsanız, sizin de elinizdeki her şey hoş ve temiz olur. Çünkü kalp temizliğiyle sırlar keşfolur, kerametler hasıl olur. Veli olmak, keramet sahibi olmak için mutlaka bir şeyhe bağlanmak şart değildir. Mürşid-i Kâmil bir şeyhe bağlanmak ve ondan ders almakla veli olmak mümkün olabileceği gibi, bir şeyhe bağlanmaksızın ve ondan ders almaksızın da insan veli olabilir, gerçek mânâda Allah dostu olabilir. Yeter ki, Allah’ın emirlerini istenilen şekilde yerine getirsin, yasaklarından da son derece kaçınsın. Bir insan, Allah’ı sevdiği için Allah’ın hoşuna giden bir iş yaptı mı, Allah da onu sever, onun hoşuna giden lûtuf ve ikramda bulunur, keramet olarak hiç hatır-ü hayâle gelmeyen yerden onu rızıklandırır. Nitekim Hz. Meryem’e de keramet olarak rızık göndermişti.

Esasen Kur’an-ı Kerim Evliyaullah’ı (Allah dostlarını) şöyle târif eder:

اَلَٓا اِنَّ اَوْلِيَٓاءَ اللّٰهِ لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَۚ ﴿62﴾ اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَۜ

"Herkes bilsin ki: Allah dostlarına ne bir korku vardır, ne de bir üzüntü. Onlar iman edip takvalı olanlardır. (Emirleri hakkıyla yerine getirip yasaklardan son derece sakınanlardır.)" (Yunus, 62-63)

 

İbrahim, Musa ve Yahya Adındaki Üç Gencin Annesi

Mustadraf ve benzeri kitaplarda anlatıldığına göre, Abdullah b. Mübarek şöyle anlatır:

"Hacc yolculuğu için çıkmıştım. Yolda bir karartı gördüm. Yanına yaklaştım. Baktım ki, ihtiyar bir kadın. Sırtında yünden bir elbise, başında yine yünden bir örtü var. Kendisine selam verdim. O, "Merhametli Rabb katından onlara selam vardır!" mealindeki Yasin Suresi’nin 58. ayetini okuyarak selamımı aldı.

Kendisine, "Buralarda ne duruyorsun?" diye sorduğumda, o "Allah’ın şaşırttığını doğru yola alacak yoktur!"mealindeki Zümer Suresi’nin 36. ayetini okudu. Bundan anladım ki, yolu şaşırarak orada kalmış. "Nereye gitmek istiyorsun?" dedim. O, "Gecenin bir parçasında kulu (Hz. Muhammed’i) Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir!" mealindeki İsra Suresi’nin ilk ayetini okudu. Bundan anladım ki, haccdan dönmüş, Kudüs’e gitmek istiyor. "Kaç gündür buradasın?" diye sordum. O, "Tam üç gece" mealindeki Meryem Suresi’nin 10. ayetini okudu ve orada üç günden beri kaldığını anlatmak istedi. "Yanında yiyeceğin var mı?" diye sordum. O, "Beni yedirip içiren O’dur (Allah’tır)!" mealindeki Şuara Suresi’nin 79. ayetini okudu. Bundan anladım ki, kendisi hâl ehlidir; Allah dostudur. "Ne ile abdest alıyorsun?" diye sordum. O, "Su bulamazsanız, temiz toprakla teyemmüm ediniz!" mealindeki Maide Suresi’nin 6. ayetini okudu. Bundan anladım ki, teyemmümle namazını kılıyor. "Benim ekmeğim vardır, ister misin?" diye sordum. O, "Sonra orucu geceye kadar tamamlayın!" mealindeki Bakara Suresi’nin 187. ayetini okudu. Anladım ki, kadın oruç tutuyor. "Bugün Ramazan değil" dedim. O, "Şayet bir kimse gönülden bir hayır işlerse, Allah onun karşılığını verebilir!" mealindeki Bakara Suresi’nin 158. ayetini okudu. Anladım ki, kadın nafile oruç tutuyor. "Benim gibi niye konuşmuyorsun?" dedim. O, "Yanında hazır bir gözcü olarak (iki melek) söylediği her sözü zabt ederler" mealindeki Kaf Suresi’nin 18. ayetini okudu. Anladım ki, mâlâyaniden sakınıyor. Kimin nesi olduğunu kendisine sordum. O, "Bilmediğin şeyin ardına düşme! Doğrusu kulak, göz ve kalp bunların hepsi o şeyden sorumlu olur!" mealindeki İsra Suresi’nin 36. ayetini okuyarak cevap verdi. Bunu sormamın iyi olmadığını anladım ve kendisinden özür diledim. Bunun üzerine O, "Bugün azarlanacak değilsiniz, Allah sizi bağışlar!" mealindeki Yusuf Suresi’nin 92. ayetini okuyarak beni teselli etti. Kendisine sordum: "Ben seni, kendi deveme bindirerek, kafileye yetiştirirsem olur mu?" O, "Hayırdan neyi işlerseniz, Allah bilir!" mealindeki Bakara Suresi’nin 197. ayetini okudu. Bundan memnun olacağını anladım. Deveyi binmesi için çöktürdüğümde, o, "Mü’minlere söyle, gözlerini yumsunlar..." mealindeki Nur Suresi’nin 30. ayetini okuyarak kendisine bakmamamı söylemek istediler. Kendi kendine deveye binmeye çalışırken elbisesi yırtıldı. Bunun üzerine, "Başınıza gelen her hangi bir musibet, ellerinizle işlediğinizden ötürüdür!" mealindeki Şûra Suresi’nin 30. ayetini okuyarak ve bir taraftan da, "Bütün canlı cinsleri yaratan O’dur. Gemiler ve hayvanlardan, üzerlerine oturasınız diye size binekler vermiştir. Bunların üzerine oturunca, Rabb’inizin nimetini anarak, bunları emrimize veren ne yücedir; zaten bizim gücümüz bunlara yetmezdi. Şüphesiz Rabb’imize döneceğiz demeniz içindir!" mealindeki Zuhruf Suresi’nin 13-14. ayetlerini okuyarak deveye bindi. Ben devenin yularını alarak sayha ve sür'ate başladığımda, o, "Yürüyüşünde tabiî ol; sesini kıs! Seslerin en çirkini, şüphesiz ki merkeplerin sesidir!" mealindeki Lokman Suresi’nin 19. ayetini okudu. Ben bu sefer elimi kulağıma atarak şiir okumaya başladım. Bunun üzerine o, "Kur’an’dan kolay geleni okuyunuz!" mealindeki Müzzemmil Suresi’nin 20. ayetini okuyarak bana vaaz ve nasihatta bulundu. Ben de kendisine hitaben: "Sana çok hayır verilmiş!" dedim ve bu sözümle kendisinin güzel nasihatta bulunduğuna işaret etmek istedim. O, "Bundan ancak akıl sahipleri ibret alır!" mealindeki Zümer Suresi’nin 9. ayet-i kerime’sini okudu. Biraz yol aldıktan sonra, "Kocan var mı?" diye sordum. O, "Ey iman edenler! Size açıklanınca, hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın!" mealindeki Maide Suresi’nin 101. ayetini okuyarak hiç sormayın demek istedi. Bundan sonra ben de artık kendisine bir şey sormadım.

Yolumuza devam ettik. Kafileye yetiştik. O zaman kendisine, "Kafilede kiminiz vardır?.." dedim. O, "Mal ve oğullar dünya hayatının zinetidir!" mealindeki Kehif Suresi’nin 46. ayetini okudu. Bundan anladım ki, kafilede oğulları var. Kendisine, "Oğulların kafilede necidir?" diye sordum. O, "Onlar yıldızlarla da yollarını bulurlar!" mealindeki Nahil Suresi’nin 16. ayetini okudu. Anladım ki, oğulları kafilede kılavuzluk yapıyorlar. Oğullarının adlarını sorduğumda, o, "Allah İbrahim’i dost edindi!", "Allah Musa ile konuştu!", "Ey Yahya! Kitab’a kuvvetle sarıl!" meallerindeki ayetleri okuyarak İbrahim, Musa ve Yahya adında üç oğlu olduğunu söylemek istedi. Bunun üzerine ben de, "İbrahim! Musa! Yahya!" diye seslendim. Üç delikanlı geldi. Yüzleri ay gibi idi. Annelerinin yanına gelip oturdular. Anneleri onlara, "Paranızla birinizi şehre gönderiniz. En iyi yiyeceklere baksın ve size getirsin!" mealindeki Kehf Suresi’nin 19. ayetini okudu. Oğullarından hemen biri şehre gidip yiyecek getirdi. Ve annelerinin önüne koydular. Kadıncağız, "Geçmiş günlerinizde peşinen işlediklerinize karşılık afiyetle yeyiniz, içiniz!" mealindeki Hakka Suresi’nin 24. ayetini okuyarak bana ikram etmek istedi.

Ben bu kadının oğullarına dönerek, "Annenizin bu hali nedir? Neden hiç konuşmuyor? Hep ayetle cevap veriyor. Bunları bana haber vermedikçe yemeğinizden yemem!" dedim. Onlar: "Bu, bizim validemizdir. Hata söylerim korkusuyla kırk senedir böyledir; hep Kur’an-ı Azimüşşan ile konuşur, başka bir söz konuşmaz!" diye cevap verdiler. Ben de kendilerine: "Bu Allah’ın fazlıdır. Allah dilediğine verir!" mealindeki ayeti okuyarak annelerini takdir ve tebrik ettim.

Evet, hanım kardeşlerim! Herkes bilmeli ki, kadınlar arasında da kayde değer, fazilet ve irfan sahibi, takdir ve hürmete lâyık böyle hanımlar da çıkabiliyor. Bütün mesele iman ve takvadadır. Sağlam inanmak, sağlam tevekkül, sağlam amel ve bütün bunların üstünde de sağlam ve güzel niyyet. Gerisi kolaydır. Kadın olsun, erkek olsun, zengin olsun, fakir olsun, köle olsun, efendi olsun fark etmez...

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 241
Toplam 435210
En Çok 1157
Ortalama 330