BÜTÜN MÜSLÜMANLAR KARDEŞTİR - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

07-04-2022

BÜTÜN MÜSLÜMANLAR KARDEŞTİR

Kardeşlerim! Birbirimizi hor görmeye, küçüksemeye, hakkımız yoktur. Mümkündür, birimiz diğerinden daha güzel olabilir, boy ve posu yerinde olabilir, parası, tarlası, maşası ve kasası fazla olabilir... Fakat bir insan bütün bunlara bakarak kendini üstün sayamaz, kendine pay çıkarıp böbürlenemez, tepeden bakıp çalım satamaz!.. Bunlar maddî varlıklardır; Şeref ve faziletin ölçüleri değildir; Dünya planındaki farklardır, arızî, fani ve geçici şeylerdir. Bugün zengin olan yarın fakir olabilir, keza bugün fakir olan yarın zengin olabilir! 

Aslında insanlar bir tarağın dişleri gibi birbirine eşittir; İçinde bulundukları toplumun tabiî birer üyesidirler. Aralarında zümre farkı, sınıf farkı yoktur. Hak ve adalet karşısında biri diğerinden farklı muameleye tâbi tutulamaz. Mübarek dinimiz, insan türünün topuna birden tek aile gözüyle bakar ve ısrarla der ki: "Dünya planındaki farklar, yani ırk, renk, dil, memleket, servet farkları, bir grubun diğer bir gruba üstünlüğü demek değildir. Üstünlük ve şeref ölçüsü manevî plandaki farklardır. O da takvadan başka bir şey değildir, yani dindarlık ve doğruluktur. Bir insan dine bağlılıkta, doğruluğa riayette, daha açığı, kulluk vazifesini yapmada ne kadar ileri gitmiş ise, işte onun şeref ve değeri de o derece ileridedir!"

İslâmiyet ilk gelmeye başladığı günden beri eşitlik prensibini çok açık ve kesin bir şekilde anlatmakla kalmamış, aynı zamanda bu prensibe uyulmasını da farz kılmıştır. Buna dair de birçok ayet-i kerime vardır. Bir kaçının mealini kaydedelim: 

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَاُنْثٰى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَٓائِلَ لِتَعَارَفُواۜ اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ اَتْقٰيكُمْۜ 

"Biz, sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Tanışasınız diye sizi milletlere, kabilelere ayırdık. En şerefliniz en çok takvalı olanınızdır (hak ve hukuka en çok riayet edeninizdir)!" (Hucurat, 13) 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا يَسْخَرْ قَوْمٌ مِنْ قَوْمٍ عَسٰٓى اَنْ يَكُونُوا خَيْرًا مِنْهُمْ

"Birtakımınız birtakımınızı alaya almasın! Olabilir ki, alaya alınanlar (Allah yanında) alaya alanlardan üstündür!" (Hucurat, 11) 

وَلَا تَلْمِزُٓوا اَنْفُسَكُمْ وَلَا تَنَابَزُوا بِالْاَلْقَابِۜ بِئْسَ الِاسْمُ الْفُسُوقُ بَعْدَ الْا۪يمَانِۚ وَمَنْ لَمْ يَتُبْ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ

"Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi çirkin adlarla çağırmayın! İmandan sonra fasıklık ne çirkin addır (mü'mine kâfir demek veya fasık demek ne çirkindir)! Kim Allah’ın yasak ettiği şeylerden tövbe etmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir!" (Hucurat, 11) 

Mevzu ile ilgili bir kaç hadis-i şerif: 

"İnsanlar bir tarağın dişleri gibi birbirine eşittirler. Takvadan başka bir kimsenin bir diğerine üstünlüğü yoktur!"

"Bir kimsenin bir başkasına üstünlüğü herhangi şeyle değil, dine bağlılığı ve güzel ameliyle ölçülür!" 

"Bir milletin efendisi o millete hizmet edendir!"

Ayet ve hadis'lerde görüldüğü üzere; Şeref ve şan, efendilik ve üstünlük yalnız takva ile oluyor, hizmet ile oluyor. Yoksa madde ve maddiyat ile, servet ve sâman ile, masa ve kasa ile değildir. Dinimizde dilencilik olmadığı gibi, zadeganlık, ağalık iddiası da yoktur. Bir kimsenin servet ve sâmanına, makam ve mevkine güvenerek böbürlenmeye, başkalarına çalım satmaya, hakir gözle bakmaya hakkı yoktur. Bunlar dinimizin nefretle karşıladığı, yasak ettiği şeyledir! 

Böylece İslâmiyet, eşitlik prensibini sağlam temele dayamıştır: 

Kardeşlerim! İşte dinimizin insanlık âlemine getirdiği eşitlik prensibi budur. Medeniyetin, medenî insan olmanın, insanca yaşamanın ölçüsü budur! İslâm dini bu prensip ve bu ölçüleri, maddî menfaat ve şahsî çıkar gibi çürük temeller üzerine değil, iman bağıyla bağlanmış kardeşlik gibi ebedî ve sarsılmaz temel üzerine oturtmuştur. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) İslâm topluluğunu şu şekilde târif etmiş ve nitelemiştir: 

"Sen mü'minleri merhamette, sevişmede, yumuşak davranmada bir bedenin uzuvları (organları) gibi görürsün! Nasıl ki, bir bedenin bir uzvu hasta olduğu zaman diğer bütün uzuvlar müteessir olur, elem ve ızdırap çekerlerse (bir mü'mine bir dert, bir keder, bir musibet isabet ettiğinde de diğer bütün mü'minler onun derdiyle dertlenir, onun kederiyle kederlenir, onun musibetini paylaşırlar)!"

Birbirinin kardeşi olan bütün mü'minler birbirini sevecek, sayacak, birbirinin derdiyle dertlenecek, sevincine iştirak edecektir. Dinimiz bizden bunu istemekte, imanımız bunu gerektirmekte, dünya ve ahiret mutluluğumuz buna bağlı bulunmaktadır. 

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 234
Toplam 435203
En Çok 1157
Ortalama 330