ÇARESİZ KALINCA - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

11-04-2022

ÇARESİZ KALINCA

İçinde bulunduğumuz hareket "İslâmî Cemaatler Birliği" ismini almaktadır. 13 Ağustos 1990 tarihine tekabül eden 22 Muharrem 1411’de yedinci senesini doldurmuştur.

Bu hareket, şiarını "Kaynak Kur’ân, örnek Peygamber" ifadesinden almış, kimlik ve hüviyetini tesbit etmiş, "İslâm’ın hem din hem devlet" olduğu gerçeğine inanmış, Kur’ân’ın anayasa, İslâm’ın devlet olmasını hedeflemiştir. İnkılabî bir ruh, Tevhidî bir çizgide yürürken, putu ve putperestliği anlatmış, batılı ve batılları tanıtmış, hakkın ve haklının yanında yer aldığını, taviz vermediğini ve vermiyeceğini dost-düşman bütün bir dünyaya duyurmuştur.

Bütün bu gerçekleri ifade ederken, sözde kalmamış, aynı zamanda "İslâmî Kuruluşlara Tebliğ", "İslâm’da Partiyi Destekleme Yoktur Ve Günahtır", "Neyin Bayramı?", "Türkiye’de İki Din ve Biz", "Hocalara Açık Mektup", "Yeni Neslin Görevi", "Ya Hep Ya Hiç", "Batıl Sistemler ve Hocalar", "İslâmî bir Tebliğ ve Umumî Bir Davet", "İran İle İlgili Sorulara Cevap", "İki Şey Arasında Tercih", "İşte Meydan!.." gibi başlıkları taşıyan bildiriler, "Anayasa Taslağı""Tebliğ ve Metod", "Tebliğcinin El Kitabı", "Tebliğ Mahiyetinde Açık Mektuplar" ve "Mesajlar" gibi isimleri taşıyan kitaplarıyla da neşriyat hayatına intikal etmiştir.

 

Tenkid ve Eleştiriye Davet:

Bu hareket; bildiri ve kitaplarını neşrederken, muarız ve muhaliflerini tenkid ve tahlile davet ettiği gibi, neşriyat yoluyla açık oturuma da davet etmiştir. Hem de meydan okurcasına!..

 

Yalan ve İftira Kampanyası:

Bu iyi niyyet ve meydan okuyuş karşısında çaresiz kalan İslâm düşmanları ve batıl metod sahipleri, yalan ve iftira kampanyası başlatmışlar, yahudinin "Çamuru duvara at tutmasa bile iz bırakır ya!" kabilinden karalama ve çamur atma yoluna gitmişlerdir. Bu yazımızda bu iftiraların bir kısmına işaret edeceğiz:

1- Hedef ve hücumun usul ve metoda olması yerine, Hoca’nın şahıs ve şahsiyetine olmaktadır.

Diyorlar ki: "Yazılan ve söylenenlerin hepsi doğrudur. Ne diyebiliriz ki?!. Yalnız kendisi Türkiye’de niye konuşmadı?.." demek suretiyle kendilerini haklı, Hoca’yı haksız çıkartmak isterler...

Söyleyin bunlara ve deyin ki: "Hoca, Türkiye’de de konuştuğu için ve putun resmini müftülük binasına ve Kur’ân kurslarına asmadığı için on sene öncesinden mecburen emekliye sevkedilmiştir. Kasetler ortadadır."

2- "Kendisi de aday oldu, dün partici idi, kendisini Erbakan gönderdi Avrupa’ya, partiye hizmet etti..." diyorlar. Bunlara cevaben deyin ki: "Hayır! Hoca doğrudan doğruya şunun veya bunun emriyle Avrupa’ya gelmemiştir. Rejimin dağıttığı yüzlerce talebesini Avrupa’ya getirip derslerine devam ettirmek için yola çıkmıştır. Yani Hoca gittiği için Milli Görüş sahip çıkmıştır, yoksa Milli Görüş sahip çıktığı için Hoca Avrupa’ya gitmemiştir. Velev ki, sizin dediğiniz gibi olsa itham etmeye hakkınız yoktur. Dün partici olan birisi, partinin batıl olduğunu görüp tevbekâr olursa, siz ona: "Sus be! Dün siz de partici idiniz!.." diyebilir misiniz? Günah olmaz mı? Yaptığı günahlardan tevbe edeni Allah dahi suçlamıyor, kabul ediyor!.. Bu hususta hadis-i şerif’ler de vardır."

3- "T.C’de şu kadar sene müftülük yaptı!.." diyerek Hoca’yı gözden düşürmeye çalışıyorlar...

Söyleyin bunlara: "Şahsından taviz vermezse, dinden taviz vermezse, maksadı İslâm’ın tebliğatını çevresine anlatmaksa ve aldığı paranın zarurî masrafları çıktıktan sonra arta kalanını İslâm’ın devlet olmasına harcarsa bu kimsenin, kâfir bir devlette görev alması şer’an caiz değil midir? Siz hoca olarak, Hoca’yı bu yönden nasıl kötülersiniz?"

4- "Hoca çok gururlu; 12 ilimden söz ediyor, takib ettiği metodun yüzde yüz doğru olduğunu söylüyor!.. Bu, hiç söylenir mi, hangi müctehid böyle konuşmuş?!." Bunlara söyleyin:

Bu, bir ictihad meselesi değildir. Bu, iman meselesidir; vahye dayanır, tâlimatı Kur’ân’a, tatbikatı Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’e dayanır. Mesela: Bir kimse çıkıp "İmanın şartı altıdır ve bu yüzde yüz doğrudur" derse siz bu adama birşey diyebilir misiniz? Bu da böyledir; bir iman meselesidir. Hoca üç mesele üzerinde duruyor: Hedef; İslâm’ın devlet olması, metod Peygamberî bir metod ve bu metodla o hedefe giderken taviz vermeme! İşte Hoca bu üç mesele hakkında, "Bunlar yüzde yüz doğrudur" diyor ve teminat veriyor. Peygamberler: "Bizler sizlere gönderilen peygamberleriz ve emin (güvenilir) insanlarız" dememişler midir? Hâşâ Hoca Peygamber değildir ve günahtan mâsum da değildir; hata edebilir. Ama o üç meselede kimse onu tenkid edemez, fakat o metodla o hedefe giderken hatalar olabilir.

5- "Ne yapalım, partiden başka alternatif yoktur, günün geçerli akçesi partidir. Hem tedbirli olmak lazımdır!.." derler. Bunu söyliyenler, İslâm’a iftira ediyorlar. Parti yoksa tebliğ var, cemaatleşme var!..

Açık yerlerde tebliğ mümkün değilse evlerde, ev sohbetlerinde sahabe gibi tebliğ yapma imkânı var!

Bunu kim inkâr edebilir ve bugün bile yüzlerce fert ve kuruluşlar partisiz tebliğat yapmaktadırlar.

6- Hoca’nın yanında âlim ve ulemâ kalmadı:

İçinden mal sevgisini, can korkusunu atan, Allah’tan başkasından korkmayan, taviz verme yoluna gitmeyen, medresevarî tahsil yapmış kaynaklara vakıf, Ehl-i Sünnet’e bağlı, tebliğ hareketini benimsemiş hoca bulabildikde mi alınmadı veya bu vasıfta kaç tane hoca tavsiye ettiniz de olmaz dendi?!. Sonra bulsak bile, camilerimizde hoca yokken beş-on tane hocayı merkezde oturtup ne yaptıracaksınız? İsraf olmaz mİ? Sonra, merkezden hangi yazının yazılması veya hangi fetvanın verilmesi istendi de alınamadı? Diyebilirler mi?

7- Hoca’nın idareciliği zayıf, merkezde disiplin yok:

Bu da hilaf-ı hakikattır. Dedikleri doğru olsa idi, teşkilat çoktan bitmişti. Çünkü, Hoca, İslâm’ın devlet olmasını istemiyen düşmanlarla uğraştığı gibi, Hoca’ya rakib olanların hatta merkezde ve teşkilatta olup da Hoca’nın ayağının altına sabun koyanların sayısı da az olmamıştır. Bütün bunlara rağmen Hoca ve teşkilatı ayakta duruyorsa takdir ve tebrike layıktır. Ve bu, Hoca’nın mehareti değildir; Allah’ın bir lütfudur. Kim Allah’a tevekkül ederse, kim kendine değil, Rabb’ine güvenirse, Allah ona kâfidir. Hoca işte bunun inancı içindedir. Siz de buna inanın!

Sonra, "En zor şey nedir?" biliyor musunuz? Devletsiz bir toplumu idare etmek. Bir tek yaptırıcı gücünüz var, o da gönüllere hitab edip iman varlığını, mesuliyyet duygusunu harekete geçirmektir.

Bu da her yerde ve her şahısta tutmuyor. Eğer Hoca ha dediği zaman binlerce adamı bir araya getirebiliyorsa, bu da yine Allah’ın lütfudur.

8- Hoca Müslümanlara çatıyor:

Çaresiz kalanlar diyorlar ki, Hoca sert gidiyor, kâfirleri bıraktı da Müslümanlara çatıyor!.. Hususiyle bu, çok söyleniyor, ama buna açıklık getirilmiyor! Hoca’nın çatması ne demek ve nasıl çatıyor? Kime sopa atmış, kime hakaret etmiş, kimin yolunu kesmiş, kime bağırmış veya çağırmış?.. Söyleyin! Allah için söyleyin! Hoca hakkı söylemesin mi? Yanlış gidenleri, batıl metod takib edenleri, taviz verenleri uyarmasın mı? Particilere "İslâm’da parti yoktur!" demesin mi? Nursîler’e, Süleymanîler’e, kavmiyetçilere, sentezcilere, bey’atçilere, te’lifcilere: "Sizler rejimle içiçe çalİşİyor, taviz veriyorsunuz? Caiz mi bu?!. Türk-İslâm sentezinden bahsediyorsunuz? Doğru mu bu?!. Bid’atçılar, en azından fasıktırlar. Fasıka bey’at edilebilir mi? Edilmez!.. Partililere, tavizci kuruluşlara ve şahıslara karşı kesin tavır koymuyorsunuz, belediye reis adaylarına oy veriyorsunuz; üstelik, partici zihniyete sahip, Tayyar zihniyetine sahip ve benzeri zihniyetlere sahip kişilere gazetenizde yer veriyor, boy boy resimlerini basıyorsunuz; rejimin kontrolünde, putun nezaretinde kolej açıyor, tedrisat yapıyorsunuz!.." demesin mi? Yanlış yolda, batıl çizgide gittiklerini uyarmasın mı?!.

Bunları söylemek veya yazmak, Müslümanlara çatma mıdır, onlara düşmanlık mıdır, yoksa onları sevmek ve onlara yol gösterip onları irşad etmeye çalışmak mıdır?.. Niye meseleleri saptırıyorsunuz?

Niye akı kara, karayı ak gösteriyorsunuz? Hocalar olarak bunlar size yakışır mı? Batıl sistemlerin arkasından gidenleri, taviz üstüne taviz verenleri Hoca olarak uyarmıyacaksınız, uyaran, uyarmaya çalışan Hoca hakkında da "Hoca sert gidiyor, Müslümanlara çatıyor..." diye Hoca’yı kötüleyeceksiniz!.. Bu olacak şey mi? Siz Allah’tan korkmuyor musunuz?!.

Hoca’nın yaptığı emr-i mâruf, nehy-i münker değil midir? Bu ise, ifade yönünden bazen sert olur bazen de yumuşak. Yerine göre değişir. Kur’ân’ın üslubudur. Mühim olan Müslümanları anlayabilecekleri bir dille uyarmaktır. Ve bunu yapma imanın gereği, kardeşlik hukukunun bir isbatıdır. Münafıklar ters yönde hareket ederler. Kur’ân şöyle der:

وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَٓاءُ بَعْضٍۢ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَيُط۪يعُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُۜ اُو۬لٰٓئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ

"Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin velileri (dostları ve yardımcıları)dır. İyiliği emrederler, kötülükten menederler, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve Resulü’ne itaat ederler. İşte bunlar var ya Allah bunlara rahmet edecektir. Allah azizdir ve hakimdir." (Tevbe, 71) Aynı surenin 67. ayeti de münafıkları, münafıkların durumlarını anlatır ve onlar gibi olmaktan sakındırır.

9- Cevap vermeye tenezzül etmiyoruz:

Kimi hocalar var ki, şöyle diyorlar: "Biz Cemaleddin Hoca’ya cevap veririz ama, tenezzül etmiyoruz, lüzum görmüyoruz." Yedikleri naneye bakın; "Kedinin eli pastırmaya yetişmemiş de ne de kötü kokuyor" demiş! Cemaleddin Hoca binleri, yüzbinleri yanlış ve batıl yola sürükliyecekde bizim efendi de buna müdahale etmiyecek ve "Ben cevap vermeye tenezzül etmem!.." diyecek!.. Özrü kabahatindan daha büyük, değil mi?.. Emr-i mâruf, nehy-i anil münker farz değil mi? "Münkeri gördüğünüz zaman, elinizle, dilinizle veya kalbinizle engelleyin!" şeklindeki beyan İslâm’ın emri değil midir?

10- Hoca istişareye riayet etmiyor, derler:

Bu öteden beri söyleyegeldikleri bir suçlamadır. Bu babda şunu söyliyelim: Pek yakında 24. şura toplantısını yapacağız.

11- Hoca oğluna görev vermiş, diye Hoca’yı itham ederler. Oğluna görev vermenin İslâm’da yeri olmadığına fetva getiren veya bir su-i istimali olduğunu isbat edin dendiği halde cevap alınamamıştır.

12- "Hoca Kürtler'e karşıdır" derler. Defalarca isbat istemiş olduğumuz halde isbat eden çıkmamıştır.

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 132
Toplam 435101
En Çok 1157
Ortalama 330